“Kapadı gözlerini, başladı bebeklik ve çocukluk halinden… Rüyasındaki gibi gezdi (…) Her parçasını kabul etti. Her yaşını sevdi. Hep ne çok sevildiğini ve ne çok sevdiğini fark etti. Evet, hatalar da yapmıştı kendince; hatalarda yapılmıştı kendisine. Çok canı da yanmıştı; çok can da yakmıştı. İlk kez taraf olmadan izledi tüm o yılları, bir film izler gibi… Huzur kapladı içini. Var olmanın tadını hissetti. Tüm deneyimlerin özgünlüğünü…”
“Akşamcıların asıl aileleri sofra arkadaşlarıydı. Ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın, büyük bozgunlardan sonra dahi, hatta en çok onlardan sonra, kapının onlara hep açıldığı yerdi meyhane… Yuvaydı yani. Birbirlerine sıkıca bağlıydılar, zil zurnalığın bile bir haddi vardı, dostların kalbi kırılamazdı. Elbette, şaka yollu dokundurmalar sofraların olmazsa olmazıydı; bir meyhanecinin dediği gibi, şaka kaldıramayan kadeh de kaldıramazdı…”