Kimi insan anlamayı seçer, kimisi anlaşılmayı; ama anlamayı başaran da anlaşılmak ister yine de; bunu umud eder.
Ben okuduğum kitaplarla yolculuğumu sürdürürken bir yandan da kalemimle dostluğumu pekiştirdim; her ne kadar bilgisayarım vazgeçilmezim olsa da kalemim hep baş tacımdır, bugüne dek ne ürettiysem kalemimle, müsveddelerimledir ilk işçiliğim; kalem kutsaldır, ihmale gelmez, küser... Yaşamdan öyküler topladım, yazdım... Yazılmış güzelim kitapları okudum, etkilendiklerimi uzun uzun anlattım yazıya dökerek. İncelemedim, duygu aktarımı yaptım; her kitabın da anlaşılmaya gereksinimi vardı çünkü ve gönül istiyordu ki o kitapların kapaklarını asla açmayacak insanlar o hazinenin varlığından haberdar olsun. Yine de kimse kimseyi dinlemiyor, anlamıyordu ki kitapların ne anlattığını dinlesin, anlasın.
Ama anlatır insanlar; çocuklarının başarılarını, en güzel pastayı nasıl yaptıklarını, mutluluklarını, gezilerini, hastalıklarını... Sormazlar; senin yaptığın işle ilgilenmezler, kutlamazlar, bir anlamda yok sayarlar. Çok fazla genelledim sanırım; istisnalar da var tabii ki ve onlar kalbimde... Çoğunluk böyle kendini anlatadururken ben de kitapların kalbine yolculuğu sürdürüyorum.
Kitaplar yaratıcılığı, ölümsüzlüğü fısıldıyor durmaksızın, sayfaların arasındaki saklı dünyalar, capcanlı... İnsan merak etmez mi ne söylüyor bu kitaplar? Kitaplar ölümsüzdür, kitaplar iyi ki var...