Yine ilginç bir romandan söz edeceğim sizlere, sevgili Ayla Satıç’ın kaleminden; Matmazel Z…
Savaşın açtığı yaralar, yitirilen canlar; kan, vahşet, yokluk, yoksunluk gibi olguların yarattığı acının türevleriyle tanışıyoruz Matmazel Z’nin ilk sayfalarında. Yazar bizi Saraybosna’ya götürüyor, orada yaşanan dramı ruhunuzda duyumsamanızı sağlıyor…
Üstlerine kurşunlar yağarken sığındıkları çukurda eşini yitiren Sabiha, küçücük bebeğiyle canını kurtarma mücadelesine girişti. Tüm evler, aileler darmadağındı, kimsenin birbirinden haberi yoktu o an. Sabiha, bebeğini eşinin kız kardeşi Emina’ya ulaştırmayı başarsa da o kapıda aldığı dört kurşun yarasıyla son nefesini verdi…
Üniversitede ekonomi okuyan Emina ve tıp öğrencisi Jasmin, iki can dosttu… Jasmin, doktor anne ve babasını, küçük erkek kardeşlerini, çok sevdiği nişanlısını yitirmişti; bir Sırp askerin tecavüzünden kurtulmaya çabalarken eline geçirdiği cam parçasını adamın boğazına saplayıp onu öldürmüştü. Emina’nın da ailesinden kimse kalmamıştı; Sabiha’nın ona emanet ettiği minik yeğeni dışında… İki arkadaş harabeye dönen Saraybosna’dan Dubrovnik’e kaçmak zorunda kaldılar; yanlarında Umut’la birlikte. Minik bebeği sevgiyle büyütmek tek amaçlarıydı artık.
Bu güzelim liman şehrinde bir restoranda garsonluk işi buldu Jasmin; patronuna müzik ve piyano eğitimi aldığını, şarkı söylemeyi sevdiğini anlatınca arada müşterilere yeteneğini gösterme olanağı yakaladı. Çok iyi Almanca bilen Emina ise bir ilandan yola çıkıp çeviri işi ayarladı; evde çalışacağı için bebekle ilgilenmesi de kolaylaştı. Her şeye karşın, kazançları az olsa da tutundular yeni hayatlarına.
Kimilerine göre tesadüf diye bir şey yoktu, kimilerine göre ise yaşam tesadüflerle doluydu. Yazar, hangi seçenekten ilerleyecekti?
Jasmin’in restoranda tanıştığı