Kitabın yazıldığı dönemde anlatıcının başına gelen o büyük felaket, aslında günümüz insanının tatil diye hayalini kurduğu şeyin ta kendisi. İnsanlıktan uzak, ıssız ve sessiz bir hayat... Modern dünyanın geçim sıkıntısından ve bitmek bilmeyen gürültüsünden kaçmak isteyen bizler için bu durumun bir ironiye dönüşmüş olması gerçekten içler acısı. İnsanlığın yüzyıllar içinde kolektif hayattan bireysel bir yaşam arzusuna savrulduğunun kanıtı.
Karakterin o çaresizliğin içinden devleşerek çıkması, inancına tutunup her gününü üretken kılması ve eski beceriksiz hâllerinden sıyrılıp kendi kendine yeten güçlü bir portre çizmesinden etkilendim. Boş durmak yerine sürekli bir şeyler inşa etmenin, yardımseverliği kaybetmemenin ve yalnızlığın, kişiyi nasıl üretim makinesine ve bilgeliğe dönüştürebileceğini bu klasikte görebilirsiniz.