Locus Solus (Latince: "Yalnız Yer"), mucit ve eksantrik bilim insanı Martial Canterel'in evinde geçer. Canterel, arkadaşlarına büyük ve gizemli malikanesini gezdirir. Roman boyunca, bilimsel buluşlarını ve deneysel icatlarını misafirlerine gösterir.
Okur, onun yarattığı garip makineleri ve simülasyonları izler:
- Dans eden saç telleriyle çalışan cam küreler,
- Su altı mozaikleri oluşturan makineler,
- Diriltilmiş cesetlerin tiyatral temsiller yaptığı odalar...
Roman, olay örgüsünden çok bu buluşların görsel ve kavramsal sunumları üzerinden ilerler. Her sahne, uzun açıklamalarla ve detaylı tasvirlerle betimlenir. Müzeciliğin tarihsel gelişiminin ilk örnekleri olan kabine ve stüdyoları geziyor gibi hissetim.
Locus Solus klasik bir roman olmaktan çok, bir fikir laboratuvarı. Okuru gerçekliğin sınırlarında gezdiren, bilimle fanteziyi harmanlayan, dili deneysel bir araç olarak kullanan bu eser, 20. yüzyılın avangart edebiyatı için temel taşı sayılmaktadır.
Okuması kolay değil ama felsefi ve estetik olarak zengin bir keşif sağlar. Özellikle Borges, Calvino, Perec, Nabokov gibi yazarları seven okurlar için okunması gereken bir eserdir.