Raymond Roussel

Raymond Roussel

Yazar
9.2/10
18 Kişi
·
32
Okunma
·
10
Beğeni
·
685
Gösterim
Adı:
Raymond Roussel
Unvan:
Fransız Yazar ve Şair
Doğum:
Paris, Fransa, 20 Ocak 1877
Ölüm:
Palermo, İtalya, 14 Temmuz 1933
Raymond Roussel Fransız şair, romancı, oyun yazarı, müzisyen ve satranç meraklısı. 20 Ocak 1877'de Paris'te doğan Roussel, Conservatoire de Paris 'te eğitim aldı. Çağdaş Fransız yazınının büyük öncülerindendir.
"Tek bir kitap seçecek olsaydınız, yangından korumak için, hangisi olurdu bu?" sorusuna Dali'nin yanıtı: Locus Solus.
Raymond Roussel
Sayfa 7 - YKY, 4. baskı
Yaşam yanılsaması tamdı: bakışın devingenliği, akciğerlerin sürekli soluması, konuşma, değişik edimler, yürüme, hiçbir şey eksik değildi.
Raymond Roussel
Sayfa 112 - YKY, 4. baskı
Halk, her türlü yasallığa baskın çıkabilecek, ateşli bir tapınma sonucu, güvenli bir yerde özenle saklanıp nöbetçilerce beklenen nesneyi ele geçirecek ölçüde becerikli bir adayı efendi olarak tanıyabilirdi.
Raymond Roussel
Sayfa 16 - YKY, 4. baskı
İnsanlar, yılgı ve kıtlığın yumruğu altında, günden güne, akıllara durgunluk verecek ölçüde uzayıp durumu katlanılmaz kılan nöbetin sonunu bekliyorlardı.
Raymond Roussel
Sayfa 11 - YKY, 4. baskı
Lanetli adam gün içinde de durmamacasına büyük aydınlığı karşısına almak zorundaydı; rastlantıyla bir odanın karanlık yanına döndüğü zaman, parıldayan damga hemen beliriveriyor, ona, herkesin gözleri önünde, bir alçaklık damgası vuruyordu.
Bu arada, solgunluk ve bitkinliği hep son noktasındaydı, alış­kanlığına uygun olarak, sürekli eğlencelerine bir hayalet görünü­şüyle dalıyordu.
Özellikle, Londra'nın en ince kadınlarını izleyerek, tırnaklarının kalaylanmasıyla ilgili yeni bir modayı benimsemişti, tüm cilalama düzenlerinden üstün olan bu işlem, her parmağın ucunda, ışıklar saçan bir küçük ayna oluşturmaktaydı. Yöntemin yaratıcısı, becerikli bir cerrah olarak, yerel bir duyarsızlaştırmadan sonra, özel bir ilaçla tırnağı etten ayırıyor, iç yüzünü kalaylıyor, sonra kendine özgü ikinci bir ürünle sağlamca yapıştırıyordu. Kullanılan kalay, bir yarı-saydamlık verilmiş olarak, biraz azalmayla da olsa, dibinde aklığını, makasa ayrılmış bölümü dışında tüm geri yanındaysa, ölçülü pembemsi ayrımını göstermekteydi.
Tırnak uzadıkça, buluşu yapanın zaman zaman yeniden söküp dibindeki incecik yeni kuşağı kalaylaması gerekiyordu.
Duhl-Seroul zaman zaman korkunç aybaşı bunalımları geçiriyor, bunun sonucunda da beyine ulaşarak taşkın delilik nöbetlerine neden olan kanamalar doğuyordu.
235 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde.
Develer tellal iken, pireler berber iken.
Ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken..

Bir Raymond Efendi varmış.
Sürrealizmin doruklarında masal masal gezinen. Ama onun masalları böyle başlamıyor tabi ki.

Kimsenin çözmek istemeyeceği yazılar yazar, kodladıkça kodlarmış. Anormalliği kelimelerinden oluk oluk fışkıran, onlarca cümleyle ifade edilebilecek şeyleri iki cümleyle anlatabilen, ama ne anlattığını anlamak için uzun uzun düşünmeniz gereken bir deliymiş kendisi.
Aslında büyücü olduğunu söyleyenler de var.

Harflerle sağlam kelimeler türetip,kitabın sayfalarına gelişi güzel serpiştiren, mucitlerin efendisi.

Kelimeler mi yetersiz acaba, yoksa o, anlaşılma eşiğinin çok mu üstünde diye düşünüyorsunuz okurken.

İlk 70-80 sayfada çok sıkıldığımı hissetsem de bırakmak istemedim.
Yer yer masallar dinledim ondan. Yer yer farklı icatların en ince ayrıntılarına kadar tasvirlerini.

Manyetik etkiyle acısız diş çekebilen düzeneği gözümde canlandırabildim diyemem ama o kocaman diş yığınını görmüş kadar oldum.

Sorun da tam olarak buradaydı aslında. Hiçbir teferruatı atlamadan ifade ettikleri, hayal bile edilemeyecek şeylerdi. Kendimi çok zorlamama rağmen sıfır görüntü.

Fakat bir süre sonra farkettim ki, bu tarafa akseden başka şeyler var. Onun vermek istedikleri benim aldıklarım mıydı, emin değilim aslında.

Biraz da şöyle;
Kelimelerden oluşan bir köprü vardı arada. Sesler bile birbirine hem çok yakın, hem çok uzaktı. Öyle ki adım attığınızda, bazıları ayağınızın altından kayıp uçurumu boylarken, bazıları ayağınıza yapışıyorlardı.

Yani bir köprü kurmuştu sözde ama geçebilene aşk olsun. İki ucu da kıyamet, boşluk..belirip kaybolan bir varlığın kırıntılarıydı.

Söz sanatları, içleri boşaltılıp tekrar doldurulmuş cümleler, hakim olunamayan, dizginlenemeyen satırlar, mecazlar..
Sanki sadece kendisi için yazmış gibi.

Yani özet olarak; Canterel 'in misafirleri varmış, bir sürü icadı ve çoook parası. Kesin bilgi olarak bunlar mecvut. :)

Hasılı, kesinlikle daha önceden yazılmış hiçbir şeye benzemiyor.

Ben tavsiye eder miyim bilmiyorum ama okumak isteyenler için


Keyifli okumalar..:))
235 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye edeceğim YouTube kanalımda Locus Solus kitabını yorumladım:
https://youtu.be/-JwjFprKbIc

Akla hayale getirilemeyen makine tasarılarıyla anı koleksiyonculuğu yapan, bugüne kadar okuduğunuz hiçbir kitaba katiyen benzemeyen, gerçekli büyücülük tarzının belki de dünyadaki tek temsilcisi, ölülerin bir reenkarnasyon sistemi içerisinde kendilerini ahiret simülatörü içerisinde bulduğu ve belki de bugüne kadar okuduklarım içerisinde yapay zeka edebiyatına sahip ilk kitap: Locus Solus!

İstisnasız olarak hepimiz, anılarımızı aklımızdaki soyut silüet hallerinden koparıp bir saklama kabında muhafaza etmek isteriz. Onların tekrar yaşanması arzulandığında ise elimizde birkaç saniye kapatılan gözler, aklımızdan geçen ve sinir uçlarımıza anlık olarak değen uyarımlar, hafıza bahçemizde soluk çiçekler olarak hayatına devam eden unutuşlardan başka pek bir şey kalmamıştır. Engin denizlerden gelen bir dalganın ulaşacağı sahilin kumlarını en uzak üyelerine kadar yıkıyor olma arzusu gibi hayat ve ölüm de insanın içinde onun tasvir bile edemeyeceği kadar uzakta duran kuru düşünce parçalarını yıkıyor olmak*¹ ister. Roussel ise bu eylemin gizli öznesidir.

"Neden yeni bir renk hayal edemeyiz?" sorusunun karşısına külliyen bir cevap olarak çıkan Roussel, akla hayale gelmeyen makine tasarılarıyla, reenkarnasyon fikrinin olgunlaştığı ahiret simülatörleriyle, çoktan ölmüş insanların ve unutulmuş hikayelerin unutkanlıklara savaş açtığı meydan muharebelerinde hayat ve ölümü düşüncenin bütün silahlarıyla birlikte başbaşa bırakır. Onun kelimeleri hayatla doludur, onun kelimeleri ölümle doludur. Sürekli tekrarlanan gelgitlerle yaşadığımız hayatlarımızdaki varlığımızın avutulmuş zenginliği, kelimelerimizin fakirliğine sadaka verme ihtiyacı duyar. Varoluşumuzla kelimelerin varoluşuna sebep olmak isteriz. Fakat kelimelerle olan mülakatımızdan da tam olarak bu yüzden yüzü asık ayrılırız. Yüzümüzün etrafındaki benler, sivilceler, kırışıklıklar, siyah noktalar ve gamzelerin zaman geçtikçe açıklanmayı bekleyen, akla hayale gelmeyecek hikayelerle taşması da Roussel'in saklama kabı içindeki anılarının bir geçitin üstündeki keçilerin geçiş mücadelesi hikayesinde olduğu gibi dil-varlık kutuplarında savaşımına bağlıdır.

"Dil varlık kadar zengin olsaydı, şeylerin yararsız ve suskun ikizinden, kopyasından başka bir şey olmazdı; hatta hiç var olmazdı." (s. 161) Raymond Russel: Ölüm ve Labirent, Michel Foucault

Kimsenin aklından geçiremeyeceği şeyleri keşfeden, o mekanı o güne dek hiç söylenmemiş şeylerle kaplayan, karşılaştığımız ve hafıza bahçemizde yetiştirdiğimiz unutulmaya yüz tutmuş hikayeleri hayat güneşiyle ve ölüm suyuyla reenkarne eden, sırları tasvirlerin derinliklerindeki mercan adalarında arayan Roussel'dan başkası değildir. Dalgıçlar olarak bizler ise elimizdeki betimleme gücü zıpkınlarımızla ava giderken onun hayal denizinde vurgun yemekten başka çare bulamayız. Vurgunun*² hangi yönden geldiğini anlamaya çalışırken yanımızda beliren dilkurtaran, görünür kılmaya çalıştığımız hedeflerimizin aslında birer görünmezlik çeperi yanılgısından ibaret olduğunu algılamamızı sağlar. Zaten Roussel'ın yapay zekası da mekan ve dilin insanlar gibi düşünmesini sağladığı ölçüde zekidir, beklenmediktir.

"Şeylerin yüzeyi altında, görünür nesnelerin iç yüzlerini görünmez çekirdeklerinin çeperinden ayıran şu namevcut mekan ile dil arasındaki bağ." (s. 123) Raymond Russel: Ölüm ve Labirent, Michel Foucault

Yanılsama ve tekrarların kendi memleketleri olarak var olduğu bir akılda tam devinim vizesiyle hayat ve ölüm ülkesinin arasında bulunan sınır kapısından geçilirken Roussel adlı gümrük memuruna kelime rüşvetleri sunulması da tam olarak Roussel'ın akla hayale getirilemeyen bir turist-okur serüvenliği elde etme isteminden dolayı olabilir diye düşünüyorum. Gümrük memurunun kaşesinde ise durağan sandıklarımızın*³ içinde kaçırdığımız devingenlikler vardır. Bu devingenliklerin öğrenilmiş çaresizliği içerisinde Roussel'ın saydam sinir kapısından geçilir.

Kitap ya da hayat boyunca birilerinin bizim için kurguladığı eserlere durağan bakışlarımızla bakar geçeriz, bize verilmiş olan organlarımız, tarafımızca umursanmayan anatomik ritüellerini yerine getirmekle meşgulken gözümüze yansıyan ve çeşitli tabakalardan geçen imgelemlerin katmerlerindeki eksiklikleri sorgulama ihtiyacı duymayız. Görünürde eksik görünmeyenler, görünmezde eksik görünür.

"Yaşam yanılsaması tamdı: bakışın devingenliği, akciğerlerin sürekli soluması, konuşma, değişik edimler, yürüme, hiçbir şey eksik değildi." (s. 112) Locus Solus, Raymond Roussel

Benliğinizin boşluğunu onun edebi özgünlüğüne teslim etmek istediğiniz anda bugüne kadar okumuş olduğunuz kitaplardan sonra Locus Solus, bir uyku serseminin yüzünü yıkamasına benzerdir. Okurun rüyalarla şişmiş büyülü gerçekçi yüzünün yıkanmasına sebep olan gerçekli büyücü Roussel suyunun tazyiği, okurun elindeki İngiliz anahtarını hangi yönde kullanacağına bağlıdır. Çünkü biliriz ki, bir anahtar hem kilitler hem açar -ya da hem sıkar hem gevşetir. Kelimelerle, arsenikle, ölümün gerçekçiliğiyle ama en önemlisi de tekrar yaşanabilirliğiyle dolu suyun içindeki sırların bize hem tikel hem de çoğul gelmesi, onun bir zamanlar kendi tebeşiriyle çizdiği üç boyutlu düşünsel dünyasını teknolojiye köle olmuş iki boyutlu akıllarımızla imkansızlık kafesine*? baştan koyma ön yargımızdan dolayıdır.

Victor Hugo'nun bir şiirini,
"Nasıl, diye sordular
Kurtulmalı pis bedenlerimizden
Kanatlarımızdan olmadan?
Ölün, dediler.",
şeklinde kendine ve kitabında tasarladığı makinelere yamayan Roussel, kanatlarından olmadan ölmek istemiştir. Kanatlarından olmadan ölmüştür. Zira onun kanatları ardında bıraktığı özgün bir dil hazinesidir. Bir yangın çıkma ihtimalinde, Roussel'ın bıraktığı kanatları kullanarak Salvador Dali bir tek Locus Solus kitabıyla imgelemlerine uçak bileti almak ister, Michel Foucault ise içindeki adrenalin hormonlarının supaplarına Roussel yağı sürmeden kendini alamaz. Adrenalinin peynir olduğu bir kurmaca labirentinde Foucault basit bir fareye dönüşmüştür. Roussel ise uçarı makine tasarılarıyla birlikte kıs kıs intihar etmiştir.

------------------------------------------

*¹ : İnceleme sahibi, yıkmak ve yıkamak kelimelerinin birleşimiyle bir kelime oyunu yapmıştır.
*² : İnceleme sahibi, vurgu ve vurgun kelimelerinin birleşimiyle bir kelime oyunu yapmıştır.
*³ : İnceleme sahibi, sanmak ve sandık kelimelerinin birleşimiyle bir kelime oyunu yapmıştır.
.
.
.
*? : İnceleme sahibi, kafe ve kafes kelimelerinin birleşimiyle bir kelime oyunu yapmıştır.

?
Σ (n) = Raymond Roussel
n=1
235 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Öyle bir roman ki kendisine puan bile verdirtmedi. Bu durum kitabın ne iyiliğinden ne de kötülüğünden kaynaklı. Yakın zamanda iki kez Ulysses, Finnegan Uyanması, 49 Numaralı Parçanın Nidası gibi cidden çok değişik kitapları okumuş ve sitede puan vermiş birisi olarak, bu romana puan veremedim. Çünkü cidden anlatılması ve hakkında fikir yürütmesi son derece zor bir eser. Fikir yürütmeyi de geçtim romanın hiçbir noktasında okur olarak anlatılanlarla ve karakterlerle bir bağ kuramıyorsunuz.

Peki bu roman ne anlatıyor? Cidden acaba ne anlatıyor? Ne anlattığını geçtim nasıl anlattığını bile ifade etmek o kadar güç ki... Dünya edebiyatı külliyatında cidden böyle bir kitabın benzerinin dahi olabileceğini düşünmüyorum. Bu romanı ne yerebilmem ne de şiirsel ifadelerle harika bir eser olduğunu anlatabilmem mümkün. Yazar, öyle bir roman yaratmış ki okur yazılanları hayalinde bile canlandıramasın istemiş. Bu romana okuması çok zor bir eser diye deseniz, o da değil. Bir acayip, tuhaf, garip, ilginç... Daha buraya Locus Solus'u anlatabilecek ne kadar kelime eklerseniz uzayıp gider. Ben de kendimce kitabı anlatmayı, tarif etmeyi denemek istiyorum.

Romanımızın baş kahramanı Canterel isminde hayalperest ve zengin bir adam. Öyle bir hayalperest ki daha önce yapılmamış, yapılmasını geçtim insanın rüyasını bile süsleyemeyecek icatların yapımına ön ayak olur kendisi. Bu icatları Locus Solus adlı yerde, Canterel misafirleri olan bir grup gözlemci izler. Roman bu icatların ve arka plandaki yaratılış, çıkış öykülerinin gözlemci misafirlere anlatılmasından ibarettir. İlk 65 sayfada, geçmişteki masalsı öykülerle bezenmiş bir o güne bir geçmişe giden bir anlatım söz konusudur. Kitabın bu başlangıç bölümü, okur için cidden son derece yorucudur. Zaten anlatılan icatlar o kadar gariptir ki öncelikle sizi bir şoka sokar. Sonrasında gidilen geçmiş öykülerle de gariplik artarak devam eder. Ta ki, 65. sayfayı aştıktan sonra Locus Solus'u daha detaylı anlatma silsilesi başlar. Kitabın sonuna kadar bir icat ve o icadın arka planındaki öyküsü ve karakterleri anlatılır. Fakat bu icatlar aklınızın ucundan bile geçmeyecek ve kitaptaki anlatımından kolay kolay zihninizde canlandıramayacağınız tasarımlardır.

Bu kitabın ne bir anlatım amacı ne de başlangıcı ve bitişi vardır. Tamamen okuduğumuz süre boyunca bir labirentin çetrefil yollarına tanıklık ederiz. Ondandır ki bu kitabı ne hiçbir okura önerebilirim ne de sakın okuma diyebilirim. Bazı kitaplar vardır "Okur onu değil o, okuru bulur". Locus Solus'da böyle eserlerden birisi. Yani siz bu kitabı okuyacaksanız eğer o gelir illa sizi bir yerlerde bulur. Okuduktan sonra da ben şimdi ne okudum demesi de üzerinize artı bir değer olarak kalır. Her kitabın okura katkısı farklıdır, bu romanın katkısı da ne anlattığını ve nasıl anlattığını hiçbir zaman bilemeyeceğiniz bir eseri okumanın verdiği karmaşıklık halidir. Ben bu kitabı Oğuz Aktürk sayesinde buldum. Ve bu kadar farklı bir kitabı okumama vesile olduğu için kendisine çok teşekkür ediyorum.

Zor ve ilginç eserler tıpkı çamaşır suyu kokusu gibidir, birkaç sayfası bile keskinliğiyle okurun kafasını bir daha geri dönülmeyecek şekilde açar.

Ondandır ki giderek daha zor, daha değişik ve daha ilginç eserler okumak üzere.
208 syf.
·39 günde·Beğendi·10/10
Kitabın üçte birini bitirdim.Bu güne kadar okuduğum hiçbir kitaba benzemiyor.Bir sayfa sonra neyle karşılaşacağımı hayal bile edemiyorum.Hangi kitapla bir benzerlik kurabilirim diye düşüniyorum ama eşi ve benzeri yok sanırım bu kitabın.İşten eve dönsemde Locus Solus gezintime devam etsem diye ikidebir saate bakıyorum günboyu.Biriyle birşey konuşurken kitap hep aklımda başka bir boyuttayım bir kaç gündür.Kimseyi dinlediğim yok,varsa yoksa Locus Solus.Kitap tarafından ele geçirildim ve halimden gayet memnunum tek korkum kitabı bitirmek.
260 syf.
·3 günde·Beğendi
Locus Solus, Raymond ve Russell... Her kitap için ayrıca söylenen  şeyler konu Locus Solus olunca bambaşka bir bakışa  ihtiyaç vardır.  Salvador Dali'nin, bir yangın sırasında kurtaracağım tek kitap Solus Locus olur demesini  anlamayanlar; Russell'in eşsiz imgelesel düşüne daldiklarinda, o essiz ve korkunç esintiye kulak kesilsinler. Eser icin kabusunuzu süsleyecek bir eser denilse yeridir. Çok çelişkili gibi görünen kabusu süslemek bir tür oxymore olabilir. Ne var ki Locus Solus için böylesi bir oxymore kavramı kullanmak hiç de onu olumsuzlamaz. Aksine onu olumlar. Russell'in kurduğu evrendeki düşsel imge cenneti, kah cennet iken kah cehenneme de dönüşebilir. Bu neden dolayısıyla yazarın eserini " Kâbusu süslemek" olarak tanımlayabiliriz. Canteres gibi büyük bir kâşifin, gerçekliğin ötesinde düşün bile anlamakta zorluk yaşayacağı ve hatta belki de tanim olarak yalnızca Locus Solus denilebilecek bir eserin düşsel yolculuğuna yalnızca böylesi bir tanım biçebiliriz.

  Gelgelelim Dali'nin kurtaracağı tek eserin Locus Solus olmasını değerlendirmeye;

    Bilindiği gibi Salvador'un sanat anlayışı ve hatta hatta yaşamına yayılan sürreal yaşamı, Dali'nin bütün eserlerinde hakim olan bakış olmuştur. İş locus solus'a gelince de Dali'nin kitaba hayran kalmasını normal karşılamak gerek. Çünkü kitap başlı başına imgesel derya denizdir. Insan aklının sınırlarının olmadığını ve betimlemekte bile güçlük çekilen bir eser olmasının yanında; anlamakta bile güçlük çekilen bir eserdir. Herhangi bir edebî metinde bulabileceginiz retorik yoktur kitapta ve buna rağmen yazarın imgesel düşü tüm bir retoriği yerle bir eder güçtedir. Dilin ötesinde düşünce yatar denirse, yanılma payı düşüktür.

  Michael Foucault, Russell'in eseri için bir kitap kaleme almıştı. Insan düşüncesinin labirentlerini anlamak açısından eseri aydınlatmaya çalışmıştı. Eserin betimleme gücü o kadar yüksek ki, sanırsınız böylesi bir evrende yazar birinci tekil şahısın tanık olduklarını aktarıyormuş gibidir.

  Eserin okunmasının zorluğunun nedeni ise, bizim alışık olduğumuz yargıların ve okuma aliskanligimizin neredeyse tümden ötesinde olmasıdır. Betimlemekte güçlük çekilmesinin bir diğer nedeni ise, gerçekte tasvir edildiği gibi araçların, makinaların olmamasıdır. Peki yazar bunları nasıl uydurabilmistir? Yazarın düşünce dünyasının bu kadar geniş olmasını neye bağlamak gerekir? Casares'in Morel'in Buluş'u kitabının da benzer bir özellik taşıdığını ve herhangi bir türe koymanın neredeyse imkansız olduğunu söylerken Borges,  sanırım Locus Solus'u da dahil etmesi gerekirdi. Çünkü bu eseri kafada tanımlamak bile neredeyse imkansızdır.
208 syf.
·Beğendi·9/10
Sürrealizme olan ilgim ve sevgim sebebiyle okumak için çok heveslendiğim bir kitaptı. Sinestezi yüklü bir kitap. Başka bir kitapta böyle bir hisse kapılmadım. Sanki söz ve sözcüklerle değil de renkli lekeler ve çiziklerle yazılmış/çizilmiş bir kitap. Kitabın bu görsel büyüsünden dolayı Salvador Dali'nin neden hayranlık beslediğini anlayabiliyorum. Bunun yanında kendi açımdan kitabı özümseyebildiğimi zannetmiyorum; bir kez okuma ile özümsenebileceğini zannetmiyorum. Galiba ilk okumamın genel özeti tek kelimeyle; "tuhaf!" olabilir. İyi veya kötü, sevdim veya sevmedim diyemem. Bunun sebebi kitabın özgünlüğünden kaynaklanıyor olması gerek. Hayal gücümü daha fazla kullanarak tekrar okumam gerektiğinin farkında olarak bitirdim kitabı.
235 syf.
·Puan vermedi
Locus Solus'a ilk kez Michael Foucault ile ilgili bir okumada rastladım. Foucault, Raymond Roussel'i yakından incelemiş ve onun yazımına hayran olmuştu. Nasıl olmasındı ki Roussel, psikiyatr olan Pierre Janet tarafından dinsel deli olarak teşhisi koyulmuş biriydi. Yapıtları, avangard kült'e göre bile tuhaf sayılabilecek kendi biçimsel yapılandırma kurallarına göre yazılmıştı. Temel çizgiden tamamen dışlanmış bir insanın aslında yazınsal olarak yeni bir kurgu geliştirmesi şaşılacak bir şeydi. Roussel'in yazılarında mekansal nesnelliğin zamansal nesnelliğe üstünlük kurması dikkat çekicidir. Roussel zengin bir ailenin ferdi olarak kendisine düşen miras sayesinde yazılarına zaman ayırabilmişti.  Foucault, Roussel'den o kadar etkilenmiştir ki hakkında koca bir kitap yazmış ve bu kitap insanların pek ilgisini çekmemiştir. Ama Foucault, kitabının fazla bilinmemesinden memnundu o benim gizli ilişkim diyordu. Roussel, Foucault gibi beni de cezbetti ve kitabı kütüphaneme dahil ettim. Eğer kişilerle ilgili betimlemelerden sıkıldıysanız ve farklı bir kurgu arıyorsanız ve dil oyunlarını seviyorsanız bu kitap size göre olabilir.
208 syf.
·13 günde·Beğendi·9/10
Bir rüyayı yaşar gibi okudum kitabı. Faucault, neden bu kitap üzerine bir kitap yazdığını anlıyor gibiyim. Roussel' in zihni, şu " dahi mi deli mi?" sorusunun tam karşısına oturup, kesin dahi/kesin deli diyerek dilemmalara sürüklüyor cevabı.
İmge, gerçeküstücülük, düzenli düzensiz ne kadar kapalı/açık şeyler varsa hepsini aynı anda yaşatıyor.
Çok katmanlı sahneler, iç içe geçmiş örüntüler, akacak en ufak bir mezra bulamayacak satırlar..
Takdire şayan. Özel kitaplar rafında yerini aldı.
Hayatımda okuduğum en sıkıcı kitaplardan biriydi bunun yerine bütün gün saçma makaleler okumayı tercih ederim. Altyazılı Fransız filmleri gibiydi ve gerçekten bu kitabı sevmek için ya Fransız ya da deli olmak gerekiyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Raymond Roussel
Unvan:
Fransız Yazar ve Şair
Doğum:
Paris, Fransa, 20 Ocak 1877
Ölüm:
Palermo, İtalya, 14 Temmuz 1933
Raymond Roussel Fransız şair, romancı, oyun yazarı, müzisyen ve satranç meraklısı. 20 Ocak 1877'de Paris'te doğan Roussel, Conservatoire de Paris 'te eğitim aldı. Çağdaş Fransız yazınının büyük öncülerindendir.

Yazar istatistikleri

  • 10 okur beğendi.
  • 32 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 127 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.