“Burada ne işin var, Kumral?”…
“Kumral?”…
“Seninle ilk karşılaştığımızda, ormanda hani.”…
“Evet,” dedi sabırsızca, devam etmemi beklerken.
“Adını bilmediğim için seni kumral olan diye adlandırmıştım,” dedim. “Zihnimde öyle kaldın.”…
“Zihninde yer edindiğimi duymak güzel.”
Ağzımdan çıkan kelimelere onun kadar ben de şaşkındım. İçimdeki bu burukluk, dinmeyen eksiklik… Fetih Yargıcı’nın korkusu damarlarımda gezerken neden bir ihtiyaçmış gibi burnumda tütüyordu? Bunun tamamen saçmalık olduğunu biliyordum ama içimi yiyen, içime sığmayan bir duygu vardı; küçük bir kafesin içinde büyüyen bir his… Ve kafesi parçalamak üzereydi.