Ayrıca, feodal düzenin işleyip sürebilmesi için, toprakların kalıtımla beylerin soylarına geçirilebilir olması gerekiyordu. Ancak topraklar, kalıtçılar arasında bölüşülüp, parçalanıp küçülmemeliydi. Bu gerek, feodal beyliğin topraklarının (üzerindeki serflerle birlikte) en büyük oğula geçirilmesi (Lat. primogeniture) geleneğiyle yerine getiriliyordu. Feodal beyin, ne kadar çok çocuğu olursa olsun, toprağı (ölünce) tüm kalıtçıları arasında bölüşülmüyordu. Topraklar, kızlar şöyle dursun, oğullar arasında bile bölünseydi feodal düzen yürümezdi. Topraklar bölüne bölüne, ancak kendine yetecek sayıda üretim yapan kimseyi besleyebilecek küçüklüğe inebilirdi. O zaman tasarruf amacını aşan bir artının üretilip aktarılmasına olanak kalmazdı. Para ve pazar ekonomisi koşulları gelişmediğinden, satın alma yoluyla, artı üretilebilecek büyüklükte toprak mülkleri de oluşturulamazdı. Bir feodal bey ölünce beylik toprağının ve sanının en büyük oğula geçmesi kuralı, toprakların kalıtımla (mirasla) bölünmesi sorununu çözmüştü. Ama öteki oğullara ayrılan (sus payı) kaynaklar, verilen önemsiz sanlar bir “soylu sorun” çıkmasını her zaman önleyemedi. Bazen öteki oğullar, topraklar ve beylik sanı üzerinde (daha önce de bkz. s. 828’de belirtildiği gibi) hak sahipliği savında bulunup (çözümsüz) sorun kaynağı oluşturabildiler.