Ünsüz Düşünür

Ünsüz Düşünür
@Famelessthinker
Doscendo discimus
Coğrafya, hem ‘ne’ hem de ‘neden’ sorularının büyük ölçüde muhatabıdır. Alınan kararların ardındaki kilit faktör olmayabilir ama en çok unutulan olduğu kesindir. Örneğin, Çin ve Hindistan’ı ele alalım: nüfusları birer milyarın üstünde olan, uzun bir kara sınırı paylaşan ama siyasi veya kültürel açıdan bağdaşmayan iki ülke. Bu iki dev, tarih boyunca birçok savaşta karşı karşıya gelmiş olsalar hiç şaşırtıcı olmazdı; ancak, 1962’deki bir aylık çarpışma hariç, asla savaşmadılar. Neden? Çünkü aralarında dünyanın en yüksek sıradağları olan Himalayalar var ve büyük askeri birlikleri bu dağların arasından veya üstünden geçirmek pratikte imkânsız. Teknoloji geliştikçe, elbette, bu engeli aşma yolları beliriyor ancak fiziksel bariyer caydırıcılığını koruyor; böylece iki ülke de birbirine temkinli gözle bakmaya devam ederek dış siyasetini diğer bölgelere yoğunlaştırıyor.
Sayfa 10·Kitabı okudu
Tarih-Araştırma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Toplantılardan çıkan sonuçlara göre, Ege ve bölgesinde durum çok tehlikelidir. Yalnız Ayvalık kasabasında 35 bin, Urla yarımadasında 75 bin, Edremit’ten İzmir Karşıyaka’sına kadar uzanan kıyıda 100 bin Rum vardır. İzmir’in içinde 190 bin Rum bulunmaktadır. Bunlar, adalardaki Yunan kolordularına bağlanmıştır, askerliklerini oralarda yapmaktadırlar. Sakız, Sisam ve Midilli’deki Yunan kolordularının, savaş durumunda er ihtiyacını bunlar karşılayacaklardır. Tehlikeyi önlemek için, bir yandan millî iktisat tedbirleri alınırken, öte yandan, Hükûmet’i dışarıda tutarak İttihat ve Terakki ile Teşkilât-ı Mahsusa’nın düzenlemeleriyle Rumların bölgeden adalara kaçırılması planlanır. İzmir şehrine, yabancıların gözü önünde bulunduğundan, dokunulmaktan çekinilir. Teşkilât-ı Mahsusa Başkanı, bu politikanın amacını şöyle özetler: ​«Bu mücadele, bir şehri kurtarmak savaşı değildi. Yüzyılların kurduğu ve ticareti reayanın (hıristiyan uyrukların) hakkı sayma aymazlık ve felâketi içinde Türk milletinin ekmeğini ve alınterini asla bizden olmamış ve olamıyacak olanlardan almak ve sonra da bu kutsal emaneti kişisel çıkar ve nüfuz tüccarlarının ellerinden kurtarmak savaşı idi. ​Tedbirler, soyut askerî ve idarî alanda kalmış olsaydı, istenen amaç asla gerçekleşmiyecekti. Nitekim memleketin öteki bâzı merkezlerinde bu tedbirlerden yoksun olarak yapılan girişimler, hem daha sert olmuş, hem de aksak ve yarım kalmıştır. İzmir ve hatta bugünkü deyimiyle bütün Ege’de, ancak ondan sonradır ki, Türkler ekonomi ve ticaret yaşamına girebilmek için elverişli zemin ve alan bulmuşlardır. Gâvur İzmir’in Türkleştirilmesinde bu hareket, idarî egemenliğe rağmen, bir toprağa gerçekten sahip olmanın anlamını bizlere ancak bugün anlatabiliyor...
Sayfa 1115·Kitabı okudu
Tarih-Araştırma
İnsanın şu Roma tanrısı Ianus’ünki gibi, iki ayrı dünyaya (iki farklı yana) bakan yüzüdür bu. Kendinden geçirici hayranlık ve huşu içinde kendini en yücenin, en büyüğün hizmetine sunabilen biricik varlık, bunu gerçekleştirebilmek için, sadece, davranış psikolojisini düzenleyen bir organizasyona muhtaçtır; bu organizasyonun hayvani özellikleri ise, bu varlığın, tam da bu en yüce ve kutsal olan uğruna yapılmasının zorunlu olduğuna kanaat getirip kardeşlerini rahatlıkla öldürebilmesi tehlikesini de beraberinde getirir. Ecce homo!: “İşte insan!”
Sayfa 410·Kitabı okudu
Alıntı
Hem mantıklı hem de mantıksız olan insan doğası, herhangi ekonomik nedenler zorlamasa da, iki ulusu birbiriyle rekabete sürükleyip savaştırabilir; çözüm programları önerileri, şaşılacak kadar birbirine benzeyen iki partiyi ve dini birbiriyle amansız mücadelelere zorlayabilir ve bu insan doğası bir İskender'in, Napolyon'un, dünyayı kendi âsaları altında birleştirme denemesine milyonlarca kulu kurban etti. İlginçtir ki okullarda bu ve benzeri saçmalıkların mimarı olan insanları saygıyla anıp göklere çıkartmayı öğreniriz. Devlet yönetiminden sorumlu olanların politik zekâlarına boyun eğecek biçimde yetiştirilmişizdir; ve bu bağlamda tartışılabilir bütün o olaylara o kadar alıştırılmış, onları o kadar kanıksamışızdır ki, halkların tarihsel eylem ve davranışlarının ne kadar aptalca ve insana zararlı olduğunu çoğumuz fark bile edemeyiz.
Sayfa 373·Kitabı okudu
Alıntı
1972 yılında İngiliz bilim insanı John Fremlin, her iki gözün birbirine yaklaşması sonucu fizik yasaları gereği gözlerin ışığa duyarlılık derecesinin tam 10 katına çıktığını ispatlamıştı. Örneğin kuşların gözleri iki yanda iken “akıllı” olarak bilinen baykuşunki öndedir. Karanlıktaki ışığı daha çok almak için gözlerin öne gelmesi, hiç planda yokken bir canlının aklını artırıyor; belki de bu yüzden bir delile ulaşmaya bir olayı çözmeye, fikri bir ilerleme yaşamaya “aydınlanma” diyoruz.
Sayfa 310·Kitabı okudu
Bilim