Ünsüz Düşünür

Ünsüz Düşünür
@Famelessthinker
Doscendo discimus
İmparatorluklarda profesyonel orduları beslemenin bir yolu da uyruk halklar arasına kışlalar (garnizonlar) yerleştirmek oldu. Ama bu çözüm benimsendiğinde, başkentte, kışlalardaki komutanların başkaldırmayı göze alamayacakları kadar büyük ve nitelikli bir koruma birliği (muhafız alayı, hassa ordusu) ile desteklenmesi gerekiyordu. Bu ise, gelişigüzel savaşlara, yağmalara girişmekten çok, koruma birliklerini sürekli besleyebilecek haraç ve vergi kaynaklarının yaratılmasını gerektiriyordu. Bu tür bir kaynak ileride Pers İmparatorluğu çapında bir devletin imparatorlarınca sağlanabilecekti. Aynı sorunlarla karşı karşıya kalan Asur imparatorları, çeşitli çözümler geliştirdiler. Bunlardan biri (Osmanlılardan çok önce) “devşirme” yöntemiydi. Başka halklardan (etniklerden) devşirilen toplulukları alıp yetiştirdikleri erlerle, yaya (piyade) birlikleri oluşturdular. Seçkin atlı (süvari) birliklerini Asurlu profesyonel savaşçılardan kurdular. Savaşçı birliklerini onarlık, yüzerlik gruplara bölüp başlarına onbaşıları, yüzbaşıları koydular. Böyle bir piramitsel sıradüzenli yapılanma içinde savaşçılık mesleğine en alt komuta noktasından başlayan bir (profesyonel) subay bile, başarılı olduğu sürece en üst komuta noktalarına ulaşmayı umabilirdi. Bu umutla egemene eksiksiz bir bağlılık gösterebildi.
Sayfa 627·Kitabı okudu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Savaşçıların yönetime el koymaları üzerine dinciler, savaşçılarını ideolojik alanda yoğunlaştırmış olmalılar. Bu noktadan saldırarak, savaşçıların, aslında kendilerine değil tanrıya baş kaldırdıklarını söyleyebilirler. Dolayısıyla yönetimlerinin yasal olmadığını ileri sürebilirler. Dahası, tanrının kullarını, savaşçıların buyruklarını yerine getirmemeye çağırabilirler. Onların buyruğunda çalışmamaya, tanrıya olan borçlarını onlara vermemeye kışkırtabilirler. Verenleri, tanrının cezalandırabileceğini söyleyerek korkutabilirler. İdeolojik savaş alanında, savaşçıların bunlara karşı koyabilecek güçlü silahları yoktur. Tek yapabilecekleri, dincileri kaba güce başvurmaktan korkutmaktır. Bunun için tapınağa saldırmaları gerekecektir. Ki bu da tanrıya saldırı olarak yorumlanıp algılanabilecektir. Karşılıklı korkutmalar her iki yanı ödün vermeye zorlamış olmalı. Sonunda dinciler ile askerler arasında açık ya da gizli bir uzlaşmaya varıldığı anlaşılıyor. Buna göre dinciler, savaşçıların yönetiminin tanrının istencine aykırı olduğunu ileri sürmekten vazgeçeceklerdir. Kentin, toplumun, ordunun yönetimini savaşçılara (başkomutana ve komutanlara) bırakacaklardır. Bunların karşılığında, tapınakların, tapınak topraklarının, tapınağa bağımlı çiftçilerin, çobanların, zanaatçıların ve dinsel görevlilerin yönetilmesine karışılmaması ayrıcalığını koparacaklardır. Bu, bir tür özerkliktir. Günümüze dek süregelen “dinsel vakıf” kurumlarının devlet karşısındaki konumları, böyle bir geçmişe ve güç dengesine dayanırsa gerektir.
Sayfa 388·Kitabı okudu
Alıntı
Ayrıntısına girmeden önce (ilkel topluluğun az çok "türdeş" yapısından farklı olarak) uygar toplumun farklılaşmış bir yapı sergilediği bilinerek yola çıkılmalı. Buna karşın uygar toplumda, farklılaşmış yapısını, çıkarları birbirinden farklı olabilen kesimlerini (katmanlarını, sınıflarını) birlik ve bütünlük içinde tutacak altyapı ve üstyapı kurumları geliştirilmiştir. Geliştirilmemiş olsaydı, varlığını sürdüremezdi. Söz konusu bütünleştirici kurumlar, altyapıda kesimler arasında karşılıklı gereksinim (sonunda bütünleşme) yaratan işbölümü ve pazar ekonomisidir. Üstyapıda, farklı çıkarları olabilen kesimleri, çıkarlarının her alanda ve her zaman aynı olduğu sanısı yaratan dinsel ideolojidir.
Sayfa 379·Kitabı okudu
Alıntı
Çiviyazısı ideogramları: Sümer’de yazı, tapınaklarda, dincilerce bulunup geliştirilmişti. Önce tapınaklarda ve tapınmadan çok tapınak hesaplarını tutmak için kullanılmıştı. Yazının tabletlere yazılan ilk biçimi, Sümer resimyazısıydı. Yumuşak kil tabletler üzerine, sivri uçlu kalemlerle oyarak iz bırakmak, hızlı, akıcı bir kayıt (yazı) olanağı vermiyordu. Bu sorun, ucu yontularak, bastırıldığında (zamanın çivisi olan) mıh biçiminde izler bırakan kamış kalemlerle geliştirilmesiyle çözüldü. Bu kalemlerle, artık yumuşak kil tablete imler çizilmiyor, uçları bastırılarak izler bırakılıyordu. Bir imin (çizilmesinden çok daha kısa sürede) ardı ardına ve çok hızlı vuruşlarla tablete yazılabildiği anlaşıldı. Çiviyazısı böyle ortaya çıktı.
Sayfa 375·Kitabı okudu
Tarih
Ayrıca, bir toprak parçasını tarıma açmak, sanıldığı gibi aynı yıl ondan dökülen emeğe değecek bir ürün alınabileceği anlamına gelmez. Onun iyi bir ürün verebilecek duruma getirilmesi (yabani otlarının kökünün kurutulması, iri taşlardan arındırılması, düzeltilmesi, çitlenmesi gibi işler) yıllar alabilir. Dolayısıyla çiftçi, karşılaştığı ilk zorlamada tarlalarından ayrılmak istemeyecektir. Büyük bir zorlanmada, yeni toprakları tarıma açmanın güçlüğünü, bu ara aç kalma tehlikesini düşünerek, toprağını bırakmamakta, onu korumakta direnecektir. Kısacası toprağı "yurt" edinecektir. İnsan ile toprak arasındaki bu ilişki devletli toplumların "ülke" ve "vatan" kavramlarının tohumunu oluşturacaktır. İnsan ile toprak arasındaki akılsal olduğu kadar duygusal olan bu bağ, zaman gelince politikacılara, ülke topraklarını savunma kadar genişletme amaçları için kolay, kötüye de kullanılabilecek.
Sayfa 269·Kitabı okudu
Alıntı