Solidarizme göre, 19. yüzyılda ekonomist ve sosyalist öğretiler aracılığıyla toplumsal sorunun saptanmasına rağmen tutarlı bir çözüm getirilememişti. Ekonomist kesim, çabanın bireyi yükselttiğini, gayretin onu güçlü kıldığını, rekabetin bir ayıklama ve ilerleme unsuru olduğunu vurguluyor; ancak “bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler” [laissez faire, laissez passer] düsturuyla adaleti yeterince gözetmiyordu. Sosyalist ya da kolektivist kesim ise salt maddi kaygılarla, adalete arka çıkıyor, toplumun mutluluğu paylaştıracak bir güç olarak görüyor, insanın tek varlık nedeni özgürlüğünü yitirmesine yol açacak sözde bir adalet kentini (cité de justice) otoriter yöntemlerle kurmayı düşlüyordu. Solidarizm, her iki öğretinin sakıncalarını giderecek, adaletle özgürlüğü aynı potada bağdaştıracak, ekonomiyle sosyalizmi uzlaştıracak bir çözüm peşindeydi. Diğer bir deyişle, serbest teşebbüs ve mülkiyetin dokunulmazlığına gölge düşürmeksizin liberalizmle sosyalizm arası bir “orta yol”, üçüncü bir yol arıyordu.