Padişah köşede uslu uslu oturmakta olan çocuğa “Hadi Abit Efendi,” diye seslendi, “bu şişeyi al hem kendin sür hem de Doktor Bey’e götür.”
Doktor, “Hayır istemem, teşekkür ederim,” dedi. “Benim özel dezenfektanlarım var.”
Padişah Abit’e baktı, “Doktor Bey ben bu çocuğu çok zayıf görüyorum,” dedi. “Acaba bira mı içirsek?”
Doktor kulaklarına inanamadı. “Aman,” dedi, “küçücük çocuğa bira verilir mi hiç?”
“Ama çok zayıf,” dedi babası, “bira kuvvetlendirir.”
Doktor “O zaman bira mayası verelim bari,” dedi. “Hem aynı etkiyi yapar hem de içki değildir.”
İstanbul’daki ilk bira fabrikası onun saltanatı sırasında ve özel izniyle Bomonti kardeşler tarafından, Selanik’te ise Alatini kardeşler tarafından kurulmuştu. Döneminde bu fabrikaların vergi veren onurlu arılar, birçok kişi gibi o da bu içkinin bedeni güçlendiren etkisi olduğuna inanırdı.
Doktor, bugünün tarihini hiç unutmamak için hemen kayda geçirmek istedi. Ne de olsa İslam halifelerinin çocuğuna bira içirmek istediği günlere pek sık rastlanmazdı.
Abdülhamid’in kardeşleri Murad ve Reşad isimleri de ağza alınamazdı. O karanlık otuz üç yıl içinde bu yaygın isimler unutulmuş; kimse çocuğuna bu adları koymadığı, olanlar da değiştirdiği için buharlaşıp uçmuştu. 1904’te Bursa’da Muradiye Camii tamirden geçtikten sonra yeniden açılırken gazeteler Muradiye dememek için “Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri’nin pederlerinin camii şerifi” diye çetrefilli bir duyuru yolunu seçmişlerdi. Var olan Murad isimleri Mirad’a, Reşad isimleri Neşed’e çevrildi. Bu iki kişiyi çağrıştırabileceği için kardeş sözü de kullanılamazdı. Hasta sözü “Avrupa’nın hasta adamı”nı çağrıştıracağı için sakıncalıydı. Suikasta uğrayan yabancı krallar, kraliçeler ve devlet başkanları mutlaka doğal sebeplerden ölmüş gibi yazılmalıydı. Kanlı suikastlarla İsa Peygamber’e kavuşan Fransa Cumhurbaşkanı kalp krizinden, Avusturya İmparatoriçesi nefes darlığından, Amerikan Başkanı şirpençe çıbanından ölmüşlerdi.