Ankara ne demek? Kral, 1921 Ağustos’unun tam ortasında ordusuna “Ankara’ya!” emrini verdiği zaman, özlemi, bizi geri alıp Ankara’yı almak değil, bizi yandan çevirip Bolu Dağları’na atarak Karadeniz’e inmektir. Artık ondan sonra hepsi... XIII. Konstantin’in yere serdiği tarih üstünden Fatih’in gömdüğü tarih dirilecek!
Savaşta, zaferin ilk anahtarı düşmanın niyetini keşfetmektir. Gazi, Konstantin’in planını kendi eliyle çizmiş gibi biliyor: Düşman bizi solumuzdan Haymana’ya sarkarak vuracak, düşmanın ne yapacağını bilmek ve ne yapacağını düşmana bildirmemek; birinciden Sakarya, ikinciden Dumlupınar doğdu.
Düşmanın ne yapacağını bilmek iyi, fakat çok üstün kuvvetlerle gelen düşmanı nasıl önlemeli? 100.000’lik düşmanın karşısında biz, ancak 50.000’iz. 350 toplarına karşı bizim 160 topumuz var. Mitralyözlerimiz onların onda biri kadar ve düşmanın 20 uçağına bedel, ancak iki uçağımız uçuyor. Bu oransızlık karşısında ne yapılır? Gazi yapılacak şeyi buldu: Azı çok yapmak.
Azı çok yapmak için, yay şeklinde bir tabya kurdu. Yayın hem kendisi hem de içi oynak. Yayın kendisine oynaklığı verebilmek için, yepyeni bir sistem icat ediyor:
“Hattı müdafaa yok, sathı müdafaa var.” Hat yarılabilir, çizgidir; yüzey yarılamaz, vatandır. Sakarya Savaşı’nda, vatan yüzeyinde dövüştük.
Kavis oynak, düşman uzadıkça kavis de uzuyor. 100.000’lik düşman 100 kilometre uzadı. Biz ki yarısıyız, biz de o kadar uzuyoruz. Nasıl? Başkumandan Papulas hayretle haykırıyor:
— Ne kadar uzayıp nereye varsak Türkler yerden fışkırır gibi karşımıza çıktılar!
Sayımız mı artmıştı? Hayır; bu, yayın içindeki manevra oynaklığından geliyor. Sağdaki doluyu alıp boşalan solu dolduruyoruz.