İnsanlar yaptıkları işleri, özgür ortak rızayla, ortak ve karşılıklı
çıkarları doğrultusunda değiş tokuş ederler, bunu ancak
kişisel çıkarları birbirine uyuyorsa, her ikisi de bu değiş
tokuşu istiyorsa yaparlar. İstemiyorlarsa, birbirleriyle iş
yapmak zorunda değildirler. Gidip başkalarını ararlar. Eşitler
arasında ancak bu tür ilişki olabilir. Bunun dışındaki ilişkiler,
efendi-köle ilişkisidir, kurban cellat ilişkisidir.
Çoğu insanlar, hayatlarını yaşarken binalar
yaptırırlar. Rutin olarak. Anlamsız bir kaza gibi.
Ama içlerinden birkaçı, binaların çok büyük bir
simge olduğunu anlar. Bizler zihnimizin içinde
yaşarız, varoluş da o yaşamı fiziksel gerçekliğe
dönüştürmektir. Onu jestler ve biçimlerle ifade
etmektir. Bunu anlayabilen bir insan için, sahip
olduğu ev, hayatının bir ifadesidir. Eğer o evi
yaptırmıyorsa, yani olanakları olduğu halde
yaptırmıyorsa, hayatı istediği gibi olmadığı
içindir.
Bir kadın tanıdım, aynı görüşe üç
gün bile bağlı kalamazdı. Ama ona tutarlı
dürüstlükten yoksun olduğunu söylediğimde,
dudakları
iyice
gerildi,
sizin
dürüstlük
kavramınızla benimki farklı, dedi. Anladığıma
göre, hiç para çalmamışmış. İddiası oydu. Eh, o
kadına benden hiçbir tehlike gelmez işte. Ondan
nefret de etmiyorum. Benim nefret ettiğim, senin
bu kadar ihtirasla sevdiğin o imkânsız kavram,
Dominique.