Ne zaman ki Ömür oğlunu kucağına alıp sıkı sıkı göğsüne bastırıyor, o zaman biraz duruluyor Yusuf, uyuşuk uyuşuk yatıp tek bir noktaya bakıyor, suratı asık. Bir şeyler düşünüyor sanki, ne düşünüyorsun Yusuf'um?
Sonraki yıllar o bakış Sait'in zihninde ölümsüz bir fotoğraf karesine dönüşecek, istediği zaman dönüp bakabildiği, uzun uzun temaşa edebildiği bir şeye... Hatta bazen, sanki o gün ablasıyla uzun uzun bakışmışlar, birbirlerine sessizce bir şeyler anlatmışlar gibi gelecek ona. Aklı biraz ermeye başladığı zaman da kendi kendine soracak -ne anlatmak istiyordu acaba? Peki ya ben, ben ona ne anlattım? Bu soruların bir cevabı yok, varsa da Sait bilmiyor. Sadece kaynağı meçhul bir ışık buluyor o bakışta, beklenmedik bir yerde karşısına çıkan bir yaşam belirtisi.
Ne olursa olsun, yaşadıkları o kısacık an Sait'in pürüzsüz mutluluğunda küçük bir çatlak gibi artık. Sonraki aylarda zihni durup durup o çatlağa takılacak, keyfinin yerinde olduğu her an, tamam ama içimde bir sıkıntı da var, diye düşünecek, neydi, neydi - ve sonunda oğlunun o ciddi, duru bakışları gözünün önüne gelecek.
Hakkındaki en mahrem hakikatler, içinden geçen en karanlık fikirler bir araya toplanmış, oğlunun bakışlarının ardında öylece bekliyormuş gibi geliyor Sait'e.