Okuldan eve yürürken bulutların aldığı şekiller başka başka şeyler ifade ediyor Sait'e, anlatması zor. Griliklerin arasından süzülen ışık huzmelerine, bulutların perdelediği güneşe, ağaçların binbir yöne kıvrılan dallarına, hepsine yeni baştan bakıyor, bütün bunlarda ancak yenilenmiş bir ruhun yakalayacağı manalar buluyor -belki o manalar hep oradaydı da Sait ancak fark ediyor.
O rutubetli bodrum katında geçen saatleri her hatırladığında içini o güne dek aşina olmadığı bir sıcaklık kaplıyor. Sevdiği, defalarca dinlediği hüzünlü bir şarkının verdiği hisse benziyor bu, hani şarkı sürdüğü müddetçe insan etrafını sihirli bir ışığın altında yeni baştan görür gibi olur, sanki her şeyde bir masumiyet, biraz da mahcubiyet varmış gibi... Hepsinin ortasında da kendisi ve işte her ne varsa bir gün yok olacak.
Saitler Muzaffer abiyi evlerine buyur ettikleri bir gezgin meddahmış gibi dinliyorlar, o da büyük zevkle anlatıyor, hem anlattıkça daha da bir dinletiyor kendini.
Sanki Ömür'ün kucağından salona dalga dalga yayılan bir şey var, yumuşak bir ışık huzmesi usulca örtülmüş bir tül gibi her yeri kaplıyor, her şeye başka türlü bir zarafet veriyor. Sanki her şey kararında, olması gerektiği gibi, gerektiği kadar laf, gerektiği kadar ses, isabetli hareketler, mimikler...