Kitap Sâra'nın mektuplarından oluşuyor. Mecburiyetten dolayı gittiği yerdeki olayları arkadaşına anlatarak ilerliyor. Hırslı ve istediğine her zaman ulaşabileceğine inanan bir kadındır Sâra. Gittiği yerde herkesin gözdesi olmayı da başarıyor tabi. Ama tek bir kişi onu görmezden geliyor. Herkesi, özellikle de kadınları alaya alan Homongolos tarafından alaya alınması gururunu kırıyor ve ondan intikam almak için türlü oyunlar çeviriyor. Fakat hiçbir zaman amacına tam olarak ulaşıp ulaşamadığını bilemiyor. Çünkü Homongolos hiçbir zaman itiraf edemiyor ona olan aşkını, tam itiraf etme hayalleri kurarken oyuna getirildiğini anlıyor ve bile bile ölüme gidiyor, yüreğinde onu hiç sevmeyen bir kadının aşkıyla.
Homongolos'u Sâra'nın ağzıyla dinleyince insandan kaçan, hiçbir şeyi kafasına takmayan biri olarak görünüyor. Ama gerçek öyle değil kitabın sonlarında Homongolos arkadaşı Necdet'e yazdığı mektuplardan kendini neden insanlara o şekilde gösterdiğini açık açık yazıyor, ki dünyadaki tek arkadaşı olan Necdet bile onu tam olarak tanımıyordu. Onun hikayesini dinleyince öyle olmak dışında bir çaresi olmadığını gördüm ve ilk başlarda sevemediğim o karaktere buruk bir sevgi duymaya başladım. Sâra'nın onu gerçekten sevmesini isterdim, hayatında hiç aşkı, mutluluğu bilmeyen bu adamın dünyayı başka şekilde terk etmesini isterdim. Ama böyleymiş, değiştirilemezmiş bazı şeyler...