Annemin ölümünün üzerinden neredeyse bir ay geçmişti ve ben, her ne kadar artık eski ben değilsem de onun karşısında kendim olmak istedim. Ona, onu ne kadar çok sevdiğimi söylemek istedim. Ölüler için bir şey ifade etmese de bunu yapmak istedim.
Hayat, bazılarımızın sessizlik içinde baktığı ve diğerlerinin hapse ya da ölüme götürüldüğü bir yere dönüşmüştü. Biz hayattaydık. Heykel gibi dikilen, fakat canlı varlıklardık.
Ülkenin mottosu buydu: Gösteriş yapmak. Kişinin parasının olup olmamasının bir önemi yoktu, ülke paramparça olmuş, kimin umurundaydı; olay süslenmek, güzelleşmek, tacın peşinden koşmak, bir şeyin kraliçesi olmaktı...
Sonuç olarak, bu ulus, kendi zıtlıklarının çelişkisi ve üzerinde yaşayanların başına her an yıkılabilecek olan bir manzaranın fay hattı üzerine kurulmuştu.