Bu şiddetli fırtınanın ortasında, tanımadığımız yüzlerden, anacaddedeki tentelerin, sokakta üstlerini değiştiren erkeklerle şemsiyelerini açıp sandıkların üstünde oturan kadınların, otelin ahırında açlıktan ölmeye terk edilmiş bir sürü katırın oluşturduğu o kasırganın orta yerinde, biz ilk gelenler son gelenler olmuştuk; bizler sonradan gelmiş yabancılardık.
İşgalin öncesinde ve bütün çatışmalar boyunca,özgürlükten ve demokrasiden çok söz edildiği doğru. Bu tür sözlere en eski çağlardan beri, dünyanın her yerinde rastlanmıştır; askeri bir operasyonun amaçları ne olursa olsun, onun adalet adına, uygarlık adına Tanrı ve peygamberleri adına, ezilenler adına ve elbette meşru müdafaa ve barış aşkı adına yürütüldüğünü söylemek yeğlenir.Asıl gerekçelerinin intikam, açgözlülük, fanatizm hoşgörüsüzlük egemen olma isteği ya da muhaliflerini susturma arzusu olduğunu söylemek hiçbir liderin işine gelmez.
İnsan kendisinin sefaletini bir servetin ihtişamı yanında, bedbahtlığının hükmünü bir saadet nümayişi karşısında daha büyük bir acı ile anlar; bu bir saniye zarfında ta mukaddemesinden şu âna kadar ikisinin hayatını teşkil eden tezat silsilesi fikrinin içinden geçti.
Fakat her şey bitip de o tabutu kaldırmak, bu eve bir daha avdet etmemek üzere götürmek lazım geldiği zaman bu fecia bütün hakikatiyle gözlerinin önünde tecelli etti.