Otuz yıl sonra bir çekmecenin dibinde Thomas ve Mathieu'nün doğum ilanlarını buldum. Klasik türden ilanlardı, sadeliği severdik, çiçeksiz, leyleksiz.
Kağıt sararmış ama anglez yazı karakterleriyle basılmış yazılar okunuyor, size Mathieu'nün doğumunu bildirmekten mutluluk duyarız, sonra da Thomas'nınkini.
Elbette bu mutluluktu, nadir bir an, eşsiz bir deneyim, büyük bir coşku, sözle anlatılamaz bir saadet...
Hayal kırıklığı da bir o kadar büyük oldu.
Mathieu ve Thomas'nın engelli olduklarını, kafalarında saman olduğunu, hayatları boyunca saçma sapan şeyler yapacaklarını, Mathieu'nün çok bahtsız olacağını ve kısa süre sonra bizi terk edeceğini size bildirmekten son derece üzgünüz. Kırılgan Thomas bizimle daha uzun süre kalacak, gittikçe kamburlaşacak... Eliyle konuşuyor, zorlukla hareket ediyor, artık resim yapmıyor, önceye göre daha neşesiz, nereye gidiyoruz baba diye sormuyor artık.
Belki de bulunduğu yerden memnundur.
Ya da artık hiçbir yere gitmek istemiyordur.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Mathieu hiçbir şey yapmıyor, artık bizimle değil. Bilmiyor muydunuz, özür dilemeyin, engelli bir çocuğun ölümü genelde farkedilmez. Yükün ortadan kalktığı söylenir...
Engelli bir çocuğun ölümünün insanı daha az üzdüğünü düşünmemek gerek. Böyle bir çocuğun ölümü, normal bir çocuğun ölümü kadar üzücüdür. Hiç mutlu olmamış, dünyaya sadece acı çekmek için ufak bir gezinti yapmaya gelmiş olan birinin ölümü korkunç bir şeydir. Bir gülümseyişinin anısını saklamak bile çok zor.
Küçük kuşlarım, hayatımın en önemli anlarını oluşturan şeyleri asla bilemeyecek olmanızı düşünmek beni üzüyor.
Dünyanın bir tek kişinin etrafında döndüğü, sadece bu bir tek kişi için var olduğumuz, ayak seslerini, konuşmasını duyduğumuzda titrediğimiz, onu gördüğümüzde elden ayaktan kesildiğimiz o olağanüstü anları. Sarılırken onu incitmekten korktuğumuz, onu öperken yanıp tutuştuğumuz ve etrafımızdaki dünyanın bulanıklaştığı anları.
Mathieu ve Thomas Bach'ı, Schubert'i, Brahms'ı, Chopin'i asla bilemeyecekler...
Bazı hüzünlü sabahlarda, keyfimiz yokken ve kaloriferler arızalıyken, yaşamamıza yardım eden bu müzisyenlerin güzelliklerinden faydalanamayacaklar. Mozart'ın bir adagio'sunun insanın tüylerini nasıl diken diken ettiğini; Beethoven'in kükremelerinin ve Liszt'in ataklarının verdiği enerjiyi; insanda, kalkıp Polonya'yı istila etmeye gitme isteği uyandıran Wagner'i; Bach'ın kuvvet veren danslarını ve ılık gözyaşları akıtan Schubert'in şarkılarının ezgisini bilemeyecekler.