Büyük şehirlerin insanı mahkûm ettiği salon hayatı mutluluk getirseydi, şehirliler her fırsatta dağlara ve deniz kıyısına koşup tabiatın kucağını aramazlardı. Anlaşılıyor ki irademizi esir eden ihtiraslarla, şehirlerin lüksüyle israfında saadet aramaya sürüklenmiş, sonra da bizi esir eden bu kuvvetten kurtulamayarak bir bataklığa gömülmüş bulunuyoruz.
Günümüzün apartman hayatında aileler, ağılda bölmelerine ayrılan koyunlar gibi yaşıyorlar. Aralarında dostluk ve sorumluluk duyguları şöyle dursun, geri denilen geçmişteki bağlar da kopmuştur...
"Oğul dedi, edep her türlü davanın üzerindedir. Ve insan ancak dili kadar edeplidir. Bilmediği kelimeler kadar edeplii bildiği kelimeler kadar da edepsizdir. İnsan olan her hesabı aşar da bir kendi sözcüklerinin ağırlığı altında ezilir."