- Oldukça ciddi ve oldukça acıklı bir masal bu.
- Olsun, anlat.
- Bir zamanlar, ayaklarının kırkını da müthiş bir hünerle kullanarak çok güzel dans eden bir
kırkayak varmış. Ormandaki tüm hayvanlar bu kırkayağın dansını izlemeye gelirler ve her
seferinde onun dans edişine hayran kalırlarmış. Ama onun bu dans edişini beğenmeyenler de varmış. Bunlardan biri de bir kurbağaymış...
- Kırkayağı kıskanıyordur da ondan.
- Ne yapsam da kırkayağın böyle güzel dans etmesini engellesem? diye düşünüp
duruyormuş. Güzel dans etmiyorsun, dese olmazmış. Ben senden daha güzel dans ediyorum dese, hiç olmazmış. Düşünmüş, taşınmış, sonunda mükemmel bir plan hazırlamış.
- Nasıl?
- Oturup kırkayağa bir mektup döşenmiş. "Eşi benzeri olmayan saygıdeğer kırkayak
kardeşim!" diye başlamış mektubuna. "Sizin benzersiz danslarınızın naçiz bir hayranıyım.
Müsaadenizle sizden şunu öğrenmek isterim: Nasıl böyle güzel dans edebiliyorsunuz? Acaba önce 13. sol ayağınızı, sonra da 27. sağ ayağınızı atarak mı dansa başlıyorsunuz? Sonra da 11. sağ ayağınızı kaldırıp, 35. sağ ayağınızı mı indiriyorsunuz? Cevabınızı bekliyorum. İmza: naçiz hayranınız, kurbağa."
- Gördün mü şunun yaptığını!
- Kırkayak mektubu alır almaz nasıl dans ettiğini düşünmeye başlamış. Önce hangi ayağını
attığını? Ondan sonra hangi ayağını kaldırdığını? Ve sonunda ne olmuş sence?
- Herhalde kırkayak artık dans etmeyi bırakmıştır.
- Evet, tam da öyle olmuş. İşte bu bize aklın yaratıcılığı nasıl engelleyebileceğini gösteren
güzel bir örnek.