Fatih Başaran

Fatih Başaran
@FatihBasaran
Ege Üniversitesi/İletişim Fakültesi
Bursa
2 Şubat
87 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı
On dokuzuncu yüzyıl aynı zamanda bir müzecilik çağıdır örneğin. Bunun elbette, ulus-devlet inşasıyla ve tarih tezinin toplumsallaştırılmasıyla bir ilgisi vardır. Müze, kendisine soylu bir geçmiş inşa etmenin show-room’udur. Bir Afrika atasözünde dendiği gibi; ‘Aslanlar tarih yazmadıkça hayatı hep avcılar anlatacaktır.’ Tarih hep padişahın otağında yazılır, iktidarın merkezinde yazılır. Bugünü kurmanın, inşa etmenin, meşrulaştırmanın en temel yolu, en kısa yolu kendine uygun bir geçmiş inşa etmektir. Hafıza seçicidir. Neyi hatırladığımız ya da unuttuğumuz aslında kim olduğumuzu belirler. Tarih yazımı da böyledir. Tarih bir belge çöplüğüdür aslında. Tarihte her türlü tezi doğrulayacak belge bulunabilir. Bunların hepsi tarih yazımı projeksiyonlarıdır. Ama vatanın birliği bütünlüğü adına böyle öğrenilmesi gerekir. Bunsuz ulus-devlet olmaz. Her ulus-devlet biraz böyledir. Kirlidir yani. Temiz ulus-devlet yoktur. Bugünü meşrulaştıracak geçmiş neyse o yazılır.
Sayfa 105·Kitabı okudu
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”

Fatih Başaran

, bir kitap okudu
Puan vermedi·408 syf.·
2024 43. kitabı
Besim Dellaloğlu
9.2/10 · 141 okunma
Modernliğin birimi, ünitesi temeli bireydir. En azından söylemsel düzeyde sürekli bireyin önünü açıcı bir zihniyete sahiptir. Bizde demokrasi yok! Bizde burjuvazi yok! Peki, birey var mı? Türkiye’nin modernleşmesi yurttaş üretebilmiş midir? Türkiye’nin modernleşmesi mevcut cemaatlere alternatif cemaatler üretmiştir. Cemaat kavramını dindar, geleneksel kesim için kullanmak çok aykırı kaçmaz. Ama Türkiye’de laiklik, Batıcılık da bir cemaattir. Türkiye daha çok bir kimlik toplumudur. Kişilik toplumu değil. Yani memlekette birey ne kadar varsa, bağımsız düşünür de o kadar vardır. Türkiye aydınının entelektüel olamamasının en önemli nedeni belki de yalnızlıktan çok korkmasıdır. Oysa bir anlamda entelektüelliğin koşuludur yalnızlık cesareti.
Bizim memlekette pek parrhesiastes çıkmaz çünkü bizde hakikat öncelikle kamusaldır, cemaatseldir. Hakikatin sınırları eninde sonunda cemaatin zihniyet dünyası tarafından belirlenir. Koşulsuz doğruyu söyleme durumu olarak parrhesia böylesi bir toplumsallıkta pek mümkün değildir. Cemaatin zihinsel ufkunu zorlayan hakikat söylemi tehlikelidir, risktir. Türkiye’de iradenin muhakeme üzerindeki zaferini simgeleyen en iyi örnek, Auguste Rodin’in Düşünen Adam heykelinin bir kopyası için seçilen mekân olsa gerek. ABD’de kimi üniversitelerin bahçelerine yerleştirilen bu heykel, çıplak bir düşünce anını simgeler ve Rodin her ne kadar kendi döneminin muhafazakârlarından biriyse de bu heykel elbette ki Aydınlanma süreci ve felsefesi ile yakından ilintilidir. Düşünen Adam‘ın Türkiye’de bilinen en popüler kopyası bir akıl hastanesinin bahçesinde bulunmaktadır.
Sayfa 47·Kitabı okudu
“Solcu gizli, muzır ve cahil. Sağcı, milliyetçi geçinenlerin hepsi cahil ve kupkuru. Ortadakiler darmadağınık. Hemen hepsi zevksiz ve tahammülü güç. Biraz zevki ve anlayışı olanlar kıskanç. Yarabbi ne kadar yalnızım.” (Ahmet Hamdi Tanpınar; Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Baş Başa, s. 203.)
Sayfa 46·Kitabı okudu