Liberal, demokratik toplumlarda İkinci Dünya Savaşı’ndan beri büyük ölçüde liberal oyunun kurallarını kabul etmiş ve bu kurallara uymuş olan kitlelerin radikalleşmesine tanık oluyoruz. ABD, Fransa, Birleşik Krallık, Avusturya, Almanya, Macaristan ya da İsrail’de olsun, halkın önemli bir bölümü liberalizmin temel taşları olan -dinsel ve etnik çoğulculuk, ülkelerin ekonomik ilişkiler ve küresel örgütler yoluyla dünyaya entegre olması, bireysel ve toplumsal hakların kapsamının genişlemesi, cinsel çeşitliliğe tolerans ve devletin dinsel ve etnik tarafsızlığı gibi- kimi prensipleri sorgulama isteği duyuyor. Geleneksel Batı liberalizmi dışında kalan ülkelerde ise durum daha da karanlık görünüyor: Rusya, Türkiye ve Filipinler gibi ülkelerde saldırgan, acımasız ve şovenist liderlerle ve hukukun üstünlüğünün, insan haklarının çekinmeden itibarsızlaştırılması ile karşılaşıyoruz.