Temelde yatan “kişisel menfaat” kavramına özellikle dikkat çekmek istiyorum. Bu gerçek anlamda yeni felsefenin anahtarıdır. Bu terim ilk kez Hobbes’in zamanında İngilizcede ortaya çıktı ve aslına bakılırsa, doğrudan doğruya Roma hukukunda faiz ödemesi anlamındaki interesse teriminden ödünç alınmıştır. İlk ortaya çıktığında göründüğü kadarıyla birçok İngiliz yazar, insan hayatının kişisel menfaati peşinde koşmak şeklinde açıklanabileceği fikrine alaycı, yabancı, Makyavelci bir fikir, geleneksel İngiliz ahlak anlayışına uymayan bir fikir gözüyle bakmıştır. On sekizinci yüzyılda ise eğitimli toplumda çoğu kişi bunu düpedüz ortak akıl olarak kabul etti.
Peki, neden “menfaat”? İnsan motivasyonuna ilişkin genel bir teori, neden aslında “borcun geç ödenmesinin cezası” anlamına gelen bir kelimeden hareketle oluşturuluyor?
Kelimenin cazibesi kısmen, muhasebecilikten türetilmesinden kaynaklanıyor. Matematiksel bir kelime. Bundan dolayı objektif, hatta bilimsel gibi görünüyor. Hepimizin gerçekte kendi kişisel menfaatimizin peşinde olduğunu söylemek, günlük varlığımızı yönetiyor gibi görünen tutku ve duygu karmaşasını, gerçekte insan davranışlarını yönlendirdiğini gözlemlediğimiz şeyleri (sadece sevgi ve dostluk değil, aynı zamanda kıskançlık, kin, fedakârlık, merhamet, şehvet, utangaçlık, uyuşukluk, alınganlık ve gurur) geride bırakmanın ve bütün bunlara rağmen gerçekte en önemli kararların, maddi avantajların rasyonel hesaplanmasına dayandığını keşfetmenin yolunu açıyor – aynı zamanda bunların oldukça tahmin edilebilir olduğu anlamına geliyor. Büyük devlet adamı Şang’ı hatırlatan bir pasajda Helvetius, “Maddi dünya nasıl hareket kanunlarıyla yönetiliyorsa,” diyor, “manevi dünya da en az o ölçüde menfaat kanunlarıyla yönetilir.” Tabii sonunda, ekonomi teorisinin bütün ikincil