Kabir ziyaretinde de cenaze namazında olduğu gibi dua eder, cenaze namazında yaptıklarını yapardı. Müşrikler ise Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yaptıklarının aksine bundan yüz çevirir, ölüye dua eder, onu Allah’a denk tutar, ihtiyaçlarını ondan ister ve ondan yardım dileyip ona yönelirlerdi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yolu ise sadece Allah’ı birlemek ve ölüye iyilikte bulunmaktı. Yine ölünün ailesine taziyede bulunmak da O'nun sünneti idi. Bir araya gelip, ölü için kabrinde ya da başka bir yerde Kur’an okumak O’nun sünnetinden değildi. Ölünün ailesini, taziye için gelenlere yemek hazırlama külfetine sokmaz; bilakis taziyeye gelen kimselerin onlara yemek yapıp getirmesini emrederdi. Ölen kişinin ölümünün ilan edilmemesini terk etmek de O’nun sünnetindendi. Bunu yasaklamış ve “Bu iş, cahiliye adetlerindendir” buyurmuştur.
Kabirleri yükseltmek, bina gibi yapmak, sıvamak ve üzerine kubbeler dikmek, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sünnetlerinden değildi. Ali b. Ebi Talib'i, yerle bir edilmemiş hiçbir put ve dümdüz edilmemiş yüksek bir kabir bırakmadan hepsini yok etmek için göndermişti. Öyleyse yüksek olan tüm kabirleri düzlemek sünnettir. Kabirlerin kireçle yapılmasını, üzerine bina konmasını ve yazı yazılmasını yasaklamıştır. Kabrini bilmek isteyenin kabrini taşından tanırdı. Kabirlerin mescid edinilmesini ve orada kandiller yakılmasını yasaklamıştır.
Allah (Subhanehu ve Teala)'nın ahkâmının iptal edildiği tüm zaman ve tüm mekânlarda insanlık müstekbirler ve mustaz'aflar olmak üzere ikiye ayrılmıştır.
Tevhidin bizzat kendisini ilgilendiren bir meseleyi delillendirme noktasında fıkhi kaidelere kadar düşmeleri demokrasi havarilerinin ne denli bir acziyet içerisinde olduklarının bir göstergesidir.