Kitap boyunca en çok hissettiğim duygu yarım kalmışlık oldu. Sevginin dile gelmediği, kalpte tutulduğu, çoğu zaman yanlış anlaşıldığı bir dünya var. Karakterler konuşmaktan çok susuyor; ama o suskunluk insanın içini parçalıyor. Yazar, “acı”yı dramatize etmiyor, tam tersine sadeleştiriyor. Bu da acıyı daha gerçek kılıyor.
Benim için kitabın en güçlü tarafı diliydi. Abartısız, süssüz ama çok içten. Bazı cümleleri okurken durup uzun uzun düşündüm; çünkü sanki bir başkasının değil, benim içimden çıkmış gibiydi. Özellikle sevmenin, beklemenin ve kabullenmenin bu kadar naif anlatılması kitabı sıradan bir gençlik romanından çıkarıp daha derin bir yere koyuyor.p