Çok etkileyici bir kitap okudum, okurken göz dolduran ve defalarca aynı cümleyi okutup ağırlığını ve acısını hissettiren hayatlarla tanıştım.
Lanet ettim ve kahroldum bazı okuduklarımdan dolayı.
Hiç okumamış varsaydım kendimi ama sonra dedim ki okumamış olsam ne fark eder? Tüm bunlar gerçek.
Peki ya bunları yaşayanlar ne yaptı? Ne yapıyor?
Yaşanmamış mı sayıyorlar benim gibi?
Yoksa Suzan gibi yazmanın acıyı bir nebze hafiflettiği gerçeğiyle yazarak mı su serpiyorlar yüreklerine?
...
Suzan üniversiteyi bitirmiş ve valinin asistanlığını yapan bir Türk.
Yorgo ise lisede öğretmenlik yapan Rum vatandaşı.
İkisinin sade ve temiz aşkına temelini oturtan bu roman, temelin üstüne çıkılan katlar misali her katta biraz daha yükselerek giderken bir anda yerle bir oldu!
Suzan ve Yorgo'nun ailesi aralarından su sızmayan, neşeli ailelerdi. Biri Türk biri Rum aile, dostluğun sadece ırklarla ve dinlerle olmayacağına en büyük örnekti. Büyükada'da yaşadıkları tertemiz hayatlarının bir gün kapkara bir hale bürüneceğini tahmin bile edemezlerdi! Kimsenin ırkından, dininden, dilinden dolayı ayrışmadığı; her milletten insanın birbiriyle iyi anlaştığı yıllardı. Taa ki Kıbrıs'taki Türk-Yunan sorunu patlak verene dek.
Görünür sebep olarak Kıbrıs meselesinin kılındığı, 6 Eylül'ü 7 Eylül'e bağlayan 1955 senesinin o gecesinde akıllara zarar bir şekilde insan insanı kırdı.
Olan suçsuz ve masum insanlara oldu, her zaman olduğu gibi politik çıkarlar uğruna yanlış siyaset izlenmesi ve galeyana gelen halk.
İşte bu halk , yan komşusunu, aynı tabağı, aynı bardağı paylaştığı mahalle arkadaşını, daha bardaktaki çayı soğumadan bir gecede öldürdü.
Ve kahramanımız Suzan bu kitapta tüm bunlara şahit olarak bize o yılları anlatıyor. Yazarın okuduğum ilk kitabı ve kitap bittikten sonra 6-7 eylül olaylarını biraz
İnce Memed... Aslında niyetim seriyi tamamladıktan sonra inceleme yazmaktı ancak "Her aya bir Yaşar Kemal romanı" kararımdan dolayı vazgeçtim.
Ne diyebilirim ki kitap su gibi akıp gitti... Okurken her bir satırı gözümün önünde canlandı. Karakterlerin gerçekliği, konusunun tanıdıklığı, dilinin doğallığı... Hangisi beni daha çok etkiledi karar veremedim.
Ağaların zulmüne karşı müthiş bir direniş sembolüdür İnce Memed. Köylünün arkasında bir o vardır. Ufak tefek gövdesine rağmen, gözüpek. Ağalar ise yalnız değildir elbette. Dün de, bugün de...
Abdi ağa gider kel Hamza gelir... O gidince başkası... Ağalık bitmez!
İnce Memed 2Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202038,9bin okunma
''Affetmenin bizi nefretten kurtaracağı doğru değildir. Affetmek, yalnızca onun üstünü örtmeye ve böylece (bilinçli olmayan zihinlerimizde) onu pekiştirmeye yarar. Hoşgörünün yaşla arttığı doğru değildir. Tam tersi olur. Çocuklar ebeveynlerinin saçmalıklarını hoşgöreceklerdir çünkü bunun normal olduğunu düşünürler ve kendilerini savunamazlar. Yetişkin olana kadar bu esaretten ve bu kısaltmalardan aktif olarak muzdarip olamayız. Ancak başkalarıyla, eşlerimizle ve çocuklarımızla olan ilişkilerimizde bunun sıkıntısını yaşarız.''
''Affetmenin bizi nefretten kurtaracağı doğru değildir. Affetmek, yalnızca onun üstünü örtmeye ve böylece (bilinçli olmayan zihinlerimizde) onu pekiştirmeye yarar. Hoşgörünün yaşla arttığı doğru değildir. Tam tersi olur. Çocuklar ebeveynlerinin saçmalıklarını hoşgöreceklerdir çünkü bunun normal olduğunu düşünürler ve kendilerini savunamazlar. Yetişkin olana kadar bu esaretten ve bu kısaltmalardan aktif olarak muzdarip olamayız. Ancak başkalarıyla, eşlerimizle ve çocuklarımızla olan ilişkilerimizde bunun sıkıntısını yaşarız.''