Tolstoy gibi büyük bir yazarın kitabını değerlendirirken temkinli davranıyorum.:)
Diriliş’in daha başında İncil’den alınan bölümler, anlatılacakları özetliyor:
“Niçin kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği görmezsin?”
“İçinizden günahsız olan, kadına ilk taşı atsın.”
Bu alıntılar, roman boyunca karşımıza çıkacak olan sınıfsal adaletsizliğin ve vicdan körlüğünün habercisi. Tolstoy, bireysel bir hikayeden yola çıkarak toplumsal bir çürümeyi anlatıyor.
Roman, Nehlüdov’un geçmişte yaptığı bir hatayla yüzleşmesiyle başlıyor ve onun vicdani uyanışını anlatıyor. Aynı zamanda Moslova’nın düşüşünü, horlanışını ve uğradığı haksızlıkları görüyoruz. Nehlüdov’un içsel dönüşümüyle Moslova’nın yaşadıkları iç içe ilerliyor. Tolstoy, bu iki karakter üzerinden suç, pişmanlık ve kefaret kavramlarını sorguluyor.
Anlatım, her Tolstoy klasiğinde olduğu gibi, insanı etkiliyor. Roman boyunca peş peşe gelen olaylar güçlü mesajlar taşıyor. Kitap okuduğu için yargılananlar, suçsuz yere hapis yatanlar hatta idam edilenler.. Adaletin üst sınıfların elinde bir ayrıcalığa dönüşmesi, insan hayatının değersizleştirilmesi.. Bunlar yalnızca o dönemin değil, her dönemin ortak yaraları aslımda.
Ben Diriliş’i genel olarak çok beğendim. Ancak haddim olmayarak şunu söylemeliyim ki, romanın sonu beni tatmin etmedi. Bu “diriliş” fikrinin daha etkileyici ve anlamlı bir sonu hak ettiğini düşünüyorum