Sabahattin Ali’nin 20. yüzyılın başındaki Anadolu hayatını tüm duygularıyla kaleme aldığı roman.
Edremit’te geçen hikayede devlet memurlarının eşrafla olan ilişkisini, halkın ahlaki yapısı ve olaylara tepkisi çok güzel işlenmiştir. Keşke yazarın ömrü yetseydi de ikinci ve üçüncü kitabı da okuyabilseydik diye içerliyor insan. Romanda beni vuran nokta Yusuf’un daha çocukken bile farkedilen acısını sükut içinde yaşaması durumudur. Hayata karşı daha en baştan aldığı suskun tavrıdır.
‘’İki eliyle arkasındaki ağacın kabuklarına sarıldı. Parmakları soğuk yarıkların arasına girdi. Elini hemen geri çekti ve göğsüne götürdü. Göğsünün içinde bu asırlık ağacın kabuğu gibi yarıklar bulunduğunu sandı ve gırtlağına kadar bir ateşin çıktığını hissetti. Aman yarabbi, ne kadar da yalnızdı...’’