📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Önce daha da kötüleşir sonra düzelir tuzağı, doğrulama eğiliminin bir türüdür. Alanından hiçbir şey anlamayan ya da kendinden emin olmayan bir uzman bu hileye başvurmakla akıllılık eder. İşler kötüleşmeye devam ederse öngörüleri doğrulanır. Beklenmedik şekilde düzelirse de müşteri memnun olur ve uzman bu iyileşmeyi kendi becerisinden sayabilir. Öyle ya da böyle –her şekilde haklı çıkar.
Varsayalım bir ülkenin başkanı oldunuz ve ülkeyi nasıl yöneteceğinize dair zerre kadar fikriniz yok. Ne yaparsınız? Sizi “zorlu yılların” beklediğine dair kehanette bulunursunuz, vatandaşlarınızdan “kemer sıkmalarını” istersiniz ve ancak bu “çetin dönem”, “temizlenme”, “yeniden yapılanma” sonrasında bir iyileşme yaşanacağının sözünü verirsiniz. “Sancılı zamanların” ne kadar süreceğini ve ne kadar sancılı olacağını ise bilinçli olarak muallakta bırakırsınız.
Bir harf seçip size o harfle başlayan kelime mi daha çoktur yoksa o harfle biten kelime mi diye sorduğumu düşünün. O harfle biten kelimelerin sayısı daha fazla olsa bile çoğu insan buna yanlış cevap verecektir. Çünkü bir harfle başlayan kelimeler o harfle bitenlere kıyasla daha çabuk aklımıza gelir. Farklı şekilde ifade edersek onlar daha hazırda bulunurlar.
Hazırda bulunma etkisi şunu tanımlar: Aklımıza gelen örneklerin kolaylığından yola çıkarak kendimize bir dünya görüşü belirleriz. Bu elbette aptalcadır, çünkü gerçek hayatta hiçbir şey, sırf biz onu daha iyi hayal edebildiğimiz için daha sık yaşanmaz.
30’lu yıllarda Amerika’da bir giyim mağazası işleten Sid ve Harry kardeşlerin hikâyesini anlatır. Sid satıştan sorumludur, Harry ise terzi atölyesinin başındadır. Sid, aynanın karşısındaki müşterinin takım elbiseyi gerçekten beğendiğini fark ettiğinde biraz ağır işitir taklidi yapardı. Müşteri fiyatı sorduğunda kardeşine seslenirdi: “Harry, bu takım elbise ne kadar?” Harry dikiş masasından başını kaldırıp cevap verirdi: “Bu güzel pamuklu takım 42 dolar” –ki bu o zamanlar için fahiş bir fiyattı. Sid anlamamış gibi yapardı: “Kaç?” Ve Harry fiyatı tekrarlardı: “42 dolar!” O zaman Sid müşteriye dönerdi: “22 dolar diyor.” Bu noktada müşteri alelacele 22 doları bırakır ve gariban Sid “hatasını” fark etmeden pahalı takımla birlikte koşar adım mağazadan çıkardı.