J

Karakterde İsim ve Kişilik İlişkisi
9/10
·261 syf.·
2020 37. kitabı
Sineklerin Tanrısı William Golding tarafından yazılmış belkide en iyi eser. Alanımın duayeni ve benim de çok sevdiğim hayranı olduğum Sevgili Mina Urgan’ın yazdığı Sonsöz zaten çok güzel bir inceleme niteliğinde ve büyük üstat pek fazla söylenecek bir şey bırakmamış geriye. O yüzden kitabın sonunda büyük bir zevkle tatmin olarak okuyacağınızı bildiğimden Mina Hanım’ın yazdıklarını burada tekrar etmeyeceğim. Gelgelelim üstadımızın değinmediği diğer kısımlara. Birçok edebi eserde yazarlar karakterlerine verdikleri isimleri özellikle seçerler. Yani bu karakterlerin isimleri kişilikleriyle doğru ya da ters orantılı olabilir kimi zaman güdülen amaca göre. Bir karakterin isim anlamına bakarak, daha edebi eseri okumadan bile o karakterin kişiliği hakkında az çok bilgi sahibi olabiliriz. Bu eser de özellikle alegorik bir roman olduğundan bu örneklere fazlasıyla rastlıyoruz. Mesela güzel huylu, zeki karakterşyle göze çarpan sarışın Ralph’ın isminin anlamı “Wolf Counsel” dır. Türkçeye birebir çevirebileceğimiz bir anlamı olmasa da bu sofistike ve aklı sembolize eden bir anlamdır. Deniz Kuvvetleri’nde binbaşı olan babasının olduğu bilgisi, sarışın güzel huylu, güzel yüzlü bu çocuk gerçekten de ismini karakterinde yaşatır. Domuzcuk ise isimsizdir. Şişman, gözlüklü alt sınıfa ait konuşma stiliyle karşımıza çıkar. “Everyman”lerdendir Domuzcuk. Yani aslında alt sınıfa ait herkesi kapsadığı için isimsizdir, önemsizdir, isme layık değildir, olsa da olurdur olmasa da. Aralarında en zeki ve yardımı dokunan olan kişi olması önemini artırmaz çünkü bedensel olarak düşük ve aşağıdadır. Romanın antagonisti yani kötü karakteri Jack Merridew’dür. Ralph’ın “yerini alan kişi”dir Jack. İsmine baktığımızda Jack isminin anlamının “Suplenter” yani “yerini alan kişi” ve Merridew’ün ise “Lord”
Edebiyat
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,3bin okunma
Reklam
Bir Kadının Uyanışı
Puan vermedi·288 syf.·
2020 24. kitabı
Yazarın kendisi için teolojik olduğuna inandığı bir çalışması. Önsöz’de diyor ki Alice Walker: “Tanrı’nın ataerkil erkek üstünlükçü olandan ağaçlara, yıldızlara, rüzgara ve diğer her şeye pagan bir dönüşümüdür birçok okuyucu için kitabın niyetini gizleyen: Hayat bir manevi tutsak olarak başlayan, ama hem kendi cesareti hem de başkalarının yardımıyla kendinin, tıpkı Doğa’nın kendisi gibi, şimdiye kadar bir hayli uzaktaymış gibi algılanan ilahi olanın ışık saçan bir ifadesi olduğu idrakine özgürleşerek varan birinin geçtiği çetin yolu keşfetmek” Yine dinin, dinlerin ve geleneklerin kadın düşmanlığının güzel yansıtıldığı bir kitap. Erkek elinden çıkma olduğu belli olan kutsal sayılan her türlü kitaba çok güzel bir başkaldırı olduğunu düşünüyorum bu “Sevgili Tanrım” diyerek başlanan kitabın. __________ Zaten babası bildiği bir insanın kendisine tecavüzü ve bu tecavüzden doğurduğu 2 çocukla başlayan bir kitap için pek de bir şey söylenemez. Ataerkil sistem içerisinde aşağılanan, hor görülen, Simone de Beavoir’nın da söylediği gibi İkinci Cinsiyet olarak görülen Kadınların, özellikle baş karakterimiz Celie’nin hayatından, kendisinden verdiği fedakarlıkları ve bu İkinci Cinsiyet, Öteki olarak görülen kadınların kendilerini bulma bir nevi uyanışını anlatıyor kitap. Bunu anlatırken de siyahileri kullanıyor kendisi de bir siyah olan Alice Walker. Bunun nedenini o zamanlarda feminist hareketlerin siyah kadınları ikinci plana atmasından kaynaklandığını ve bunu vurgulamaya çalıştığını aynı zamanda aşağılanan siyah ırkın yine kendinden olan kadınları da kendilerinin aşağıladığı gibi aşağılamasını da vurgulamaya çalıştığını düşünüyorum. _______ Simone de Beavoir ve özellikle incecik kitabıyla herkesin anlaması için yazdığı kitabı olan “Herkes için Feminizm” in yazarı Bell
Edebiyat
Renklerden MoruAlice Walker · Doğan Yayınları · 20191,072 okunma
Bir Uyanış Hikayesi
Puan vermedi·192 syf.·
2020 23. kitabı
İncecik bir kitap ama bilerek sindire sindire okumak istedim ve üç günde bitirdim. Okurken her kelimesini her cümlesini sindirmeye çalıştım. Daha önce Çok kitap olmuştu çok fazla altını çizdiğim cümleleri bulunan fakat Simyacı’yı okurken hissederek katılarak, sadece bakmadan görerek ve anlayarak özümseyerek çizdim. Kısacası: Her cümlesi altı çizilesi bir kitap. Okuduğunuz her cümle sizi olumlu ve güzel enerjisiyle içine çekiyor. Unutan insanlara aslında içinde var olan sadece hatırlaması gereken gizleri ve gerçekleri hatırlatıyor. Evren’in ruhani gücünü ve dilini adeta sizin ruhunuza işliyor ve hatırlatıyor bu küçücük kitapla Paulo Coelho. ______________ “Bir şey istediğin zaman, bütün Evren arzunun gerçekleşmesi için işbirliği yapar” Kitabın sn can alıcı alıntısını henüz başlarındayken bizimle buluşturan Coelho, daha henüz yeni okuduğumuz o saniyelerde bile bu muhteşem sözleriyle bizi yaklaştırıyor Evren’e ve Yüce Evren’in içinde buluyoruz kendimizi. Belki bazıları için önce bir sadece sözden ibaret olabiliyor, sonra düşünüyor ve şüpheleniyor, sorguluyor ama en sonunda kendisini Evren’in sihrine kaptırıyor ve kendi ilk gücünü bulmaya başlamışken buluyor okur. Bir çeşit UYANIŞ kitabı diyebiliriz, hatta belki de tüm dinleri geride bırakabilecek yepyeni bir din de denebilir. _____________ “Tanrı’nın Ruhu’nun, kendi ruhu olduğunu gördü” Bu da yine kitabımızın kilit alıntılarından bir cümle. Baş karakterimiz Santiago’nun kendi gücünü tamamen kavramaya başladığı, kabullendiği belki de en kilit nokta. Hepimiz aslında milyonlarca din ve inanışın arasında kendi gücümüzü unutmuştuk. Uyuyakalmıştık. Ve belki de sadece uyananlar kurtulabileceklerdi. Farkında olanlar. Tanrı’nın Ruhu, Tanrı’nın Gücü denilen o ilahi gücün aslında kendimiz olduğunu anladığımız o bizim
Edebiyat
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024246,4bin okunma
Aç Sınıfın Laneti (Curse of the Starving Class)
Puan vermedi·110 syf.·
2020 2. kitabı
Aç Sınıfın Laneti ya da orijinal ismi ile “Curse of the Starving Class” Sam Shepard’ın en güzel eserlerinden birisidir. Bahsedilen lanet, aç sınıfın birilerine yaptığı lanet değil, aç sınıfın kendi üzerindeki lanettir. Genel olarak bakıldığında bu lanet, kapitalist sistem üzerine kurulu olan Amerika’da düşük gelirli bir ailenin çektiği maddi sıkıntılardan dolayı lanetli olan aç sınıfa ait olmalarıdır, her ne kadar bunu reddetseler de. Ancak aynı zamanda görüyoruz ki Emma’nın başlayan regl döneminden aile bireyleriyle, özellikle de erkek aile bireylerinin yanında bile rahatça bahsedilebilmesinden dolayı süre gelen bir lanettir (hristiyanlık ve diğer dinlerde ya da inançlarda da belirtildiği gibi). Yani bir yozlaşmışlık olarak görülür, bir lanet olarak görülür bu doğal durum. Oyun boyunca sürekli içi boş buzdolabının önünden gelir geçerler, açıp içine bakıp kapatırlar yeri gelince de küçük muhabbetlere başlar ya da asi genç kız Emma gibi bağırır çağırırlar ve fiziksel olarak aç oldukları halde aç sınıfa ait olmadıklarını vurgular. Baba Weston alkolik ve ataerkil sinirli bir adamdır, duygularını ifade etmeyi bilmez. Giriş kapısını kırdığı söylenir ve oyun boyunca sürekli göz önündedir bu kapı, aslında parçalanmış aileyi sembolize eder. Anne Ella hiç gerçek olmayacağını bildiği hayaller içindedir, Avrupa’ya gidip bu durumlardan kurtulmak ister. Kocasının davranışlarından bıkkındır. Ailenin büyük çocuğu Wesley ise sinirli görünür ancak içerleyerlemiş bir çocuktur babasına kaşı zaman zaman anne babası arasında kalır. Küçük fert Emma ise klasik asi bir genç kızdır.okul için hazırladığı tabuğu tiyen annesin büyük kızgınlık duyar. Yani ailemiz sorunlu bir aile okudukça bunu zaten daha iyi anlayacaksınız. Yine bu bahsedilen açlık da fiziksel anlamından ayrı olarak
Edebiyat
Aç Sınıfın LanetiSam Shepard · Remzi Kitabevi · 1990123 okunma
Mutluluk, Zülfü Livaneli Analiz/İnceleme
Puan vermedi·392 syf.·
2020 6. kitabı
Mutluluğun töre cinayeti konusu olan bir eserle ne ilgisi olabilir ki diyorsunuz öncelikle. Ama kitabı okudukça görüyorsunuz ki mutluluk aslında toplumun size “gerçek bu” denilen saçma dayatmalarından kurtulduğunda yaşadığınız o tarifsiz huzurdur. Dili çok akıcı, sade ve anlaşılabilir hikaye ve gelişimi de keza öyle. Zülfü Livaneli çok sevdiğim bir insan fakat şu zamana kadar hiç kitabını okumamıştım ve ne büyük yanlış yaptığımı fark etmemi sağladı. Namus kelimesinin bizim ülkemizdeki anlamı ile yapabileceğiniz bir başka dilde çevirisi yok. Yani var ama erdem vs olarak tercüme edebiliyorsunuz bizim dilimizdeki “namus” kavramını tam karşılamıyor. Peki nedir namus? Sadece tek bir cinsiyet için mi geçerlidir? Sadece kadın ile mi yan yana kullanılabilen bir kelimedir? Başı açık olmak mıdır namus ya da bir erkekle konuşması mıdır kadının? İki bacağının arasında mıdır namus sadece kadının? Tecavüze uğrayan kadının kaybettiği çok yüce bir olgu mudur? Peki kadın kaybetmiştir namusunu peki ya ona tecavüz eden erkek? Kadın kavramı yüzyıllarca ikinci cinsiyet olarak görüşmüştür ataerkil topluluklarda din, kültür vs bahane edilerek. Yahudiler her gün şükredeler ederler tanrıya kadın olarak yaratılmadıkları için, hristiyanlar kadın kilisede konuşmasın soracağı bir şey varsa evde kocasına sorsun der, müslümanlarda ise ancak 2 kadının şahitliği 1 erkeğe eşittir, biri unutursa diğeri hatırlatsın diye. Yani sadece doğuya özgü bir şey değildir kadının ikinci plana atılması, benzer şeyler batıya da özgüdür. Fakat tanrının sözleri olamayacak kadar türlü saçmalıklarla kadını ikinci cinsiyet olarak ötekileştirilen dinler de bile yoktur “Töre Cinayetleri”. Edebi açıdan baktığınızda Zülfü Livaneli öyle güzel yazmış ki böyle güzel olmayan şeyleri.. Ama iyi ki yazmış da biz
Edebiyat
MutlulukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 202043,6bin okunma
Reklam