"Gerçeği hiç farketmemiş olmayı yeğlerdim. Hiç olmazsa uykum kaçmaz, iştahım kesilmezdi o zaman. Bu yeni bilgiyi kafamdan atmanın bir yolu var mıydı? Ne de olsa yalnızca acı gibi bir şeydi; başıma bıçak ucu gibi keskin saplanmıştı. Aslında bıçak bile değildi, iki sözcüktü yalnızca, ellerimle kulaklarımı kapayıp defedemeden önce beynime ok gibi saplanan bir ibare. Beynimdeki bir kurşunu çıkarır yada bir uru çıkarıp atarcasına onu kafamdan çıkarabilecek bir şey yok muydu."
"Güneşi arkasına alıp yürüyüp gitti adam. İzledim adamın yok oluşunu, yolun yalnızlığını, havanın kararmasını , yıldızları, sabahın ışığını ... Hepsini aynı yerde izledim."