George Orwell – 1984
Bugün; hepimizin bir yerlerden illaki duyduğu, en azından Instagram hikayelerinden gözümüze ilişmiş, günümüzde oldukça popüler bir eser olan George Orwell’ın 1984 romanı hakkında bir şeyler karalamak istedim.
Yaptığım gözlemler neticesinde, insaların kafasında “popüler olan bayağıdır.” gibi gerçekdışı bir önyargı olduğunun farkına vardım. Bu düşünce yapısı oldukça yanlış. Zaten 1984 romanı da düşmüş olduğumuz bu saçma yanılgıyı kanıtlar nitelikte bir eser. Çağımızın insanları; ne kadar da internetin, dolayısı ile sosyal medyanın getirmiş olduğu bir hareketle, kitap okumayı sadece gösteriş yapmak için bir fiil haline getirmiş olsa da bu durum kitapların niteliğini değil, o insanın niteliğini gözler önüne serer.
Konumuzdan her ne kadar da biraz sapmış olsak da, sonunda uzun süredir değinmek istediğim bir durum hakkında kısa da olsa konuşabilmenin verdiği rahatlık içersinde olduğumu söylemek istiyorum.
Her neyse konumuza dönelim artık!
Tıpkı George Orwell gibi “distopya” dendiği zaman akla gelen bir numaralı isimlerden olan Aldous Huxley’in cesur yeni dünya isimli kitabında karşılaştığım bir sözü sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Mutluluk ve erdemin sırrıdır; yapmak zorunda olduğun şeyi sevmek. Tüm şartlandırmaların amacı budur: İnsanlara, kaçınılmaz toplumsal yazgılarını sevdirmek.” Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley / Sayfa 42
Bence bu alıntı, 1984’ün geçmiş olduğu o dünya’nın çok güzel bir özeti. Üstelik daha geniş bir perspektif etrafında düşündüğümüz zaman; geçmişin, günümüzün, hatta tüm insanlık tarihinin bir bakıma kısa bir yansıması.
Bütün insanların doğasında adapte olabilme yetisi mevcut. Bu özellik zor şartlarda hayatta kalabilmemizi, belki de akıl sağlımızı koruyabilmemizi sağlıyor. Ne kadar kötü bir vaziyetin içerisinde kalırsak