el-Vekîl yeterli ve kâfi demektir. Bu anlamıyla el-Vekîl, el-Hasîb, el-Muhsî gibi isimlerle irtibatlıdır.
Allah emaneti insana vermiş ve insan onu üstlenmiştir. Başka bir ayette insanın eşref-i mahlûkat (yaratılmışların en şereflisi) olarak yaratılmasından söz edilir. Bununla birlikte o esfel-i sâfilîn’e (aşağıların aşağısı) atılmıştır. Hadislerde Allah’ın insanı kendi sûretinde yarattığını beyan eden ifadeler vardır. Bütün bunlar, vekâlet meselesini izah eden ve ona delil teşkil eden naslardır.
Müslüman âlimler buradan insan için yeryüzünde ve öteki varlıklar üzerinde bir tahakküm veya otorite çıkartmak yerine, sorumluluk çıkartarak insanın davranışlarının sınırlandırılmış olduğunu düşünmüşlerdir. Çünkü halîfe vekildir ve onu vekil yapanın iradesine tabidir. Bu durumda vekil olmak veya halîfe olmak, insan için bir üstünlük ve tahakküm olmaktan daha çok, sınırlılık ve yükümlülük meselesi hâline gelir. Hiç kuşkusuz bu sorumluluk yerine getirildiğinde, insan eşref-i mahlûkat derecesini hâiz olacaktır. Bu durumda kendisi için bilkuvve olan şey, bilfiil gerçekleşmiş demektir. Ancak vekilin kendi başına tasarruf etmesi, hevâ ve hevesine uyması yasaklanmış, böyle hareketler vekil olmakla çelişik kabul edilmiştir. Onun yapması gereken şey, Allah’ın kurallarına uymaktır.