Hiç

Hiç
@Fernweh_254
إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki ? Olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten olurdu. Aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. Yanılıyor muyum ? Olsun. Yanıldığımı biliyorum ya... Şükrü Erbaş youtu.be/FBO_t4AHyqo?si=...
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Her zilletin elbette bir izzet var içinde Seyret çeh-i Ken’anı ne devlet var içinde Şeyh Gâlip
Kalkıp, çıkıp, uzaklaşıp İnsanların dünyasından Yusuf’un mahremiyetine kadar uzanan Bu pejmürde kız da neyin nesi? Önce halinden ona hiçbir şey söylemedi Bıraktı Konuşsun Şivekâr. Aman Allah’ım! Şivekâr konuştukça Yusuf’un her yanına Oklar saplandı sanki. Dertli gönül neymiş Gönüle dert neden düşermiş Nasıl olurmuş göze almak Gözlerden ötesini Yağmadan, çapuldan, hazıra konmaktan uzak Akları, karaları, bütün renkleri esirgeyip Esirgenmeyi hak etmek Ve dönenmek evrende arındırıcı İtimada şayan bir rüzgâr gibi. Hayret ki cinler bu kızı kaçırmamış Bu fevkalade gönlüyle. Şivekâr’ı dinledikten sonra Yusuf Ancak anlayabildi kendi başına neler geldiğini. Sonra açarken uzun uzun halini kıza Sanki ona bir şeyler iade etti. …
Yorulursun
Yorulmam deme gönül mutlaka yorulursun Ortada seyrederken kenara savrulursun Zamanın tenceresi, penceresi çok farklı Temmuz’da buz tutarsın, Ocak’ta kavrulursun.. Abdurrahim Karakoç
El-Vekîl
el-Vekîl yeterli ve kâfi demektir. Bu anlamıyla el-Vekîl, el-Hasîb, el-Muhsî gibi isimlerle irtibatlıdır. Allah emaneti insana vermiş ve insan onu üstlenmiştir. Başka bir ayette insanın eşref-i mahlûkat (yaratılmışların en şereflisi) olarak yaratılmasından söz edilir. Bununla birlikte o esfel-i sâfilîn’e (aşağıların aşağısı) atılmıştır. Hadislerde Allah’ın insanı kendi sûretinde yarattığını beyan eden ifadeler vardır. Bütün bunlar, vekâlet meselesini izah eden ve ona delil teşkil eden naslardır. Müslüman âlimler buradan insan için yeryüzünde ve öteki varlıklar üzerinde bir tahakküm veya otorite çıkartmak yerine, sorumluluk çıkartarak insanın davranışlarının sınırlandırılmış olduğunu düşünmüşlerdir. Çünkü halîfe vekildir ve onu vekil yapanın iradesine tabidir. Bu durumda vekil olmak veya halîfe olmak, insan için bir üstünlük ve tahakküm olmaktan daha çok, sınırlılık ve yükümlülük meselesi hâline gelir. Hiç kuşkusuz bu sorumluluk yerine getirildiğinde, insan eşref-i mahlûkat derecesini hâiz olacaktır. Bu durumda kendisi için bilkuvve olan şey, bilfiil gerçekleşmiş demektir. Ancak vekilin kendi başına tasarruf etmesi, hevâ ve hevesine uyması yasaklanmış, böyle hareketler vekil olmakla çelişik kabul edilmiştir. Onun yapması gereken şey, Allah’ın kurallarına uymaktır.