İşte Farabi, olsa olsa, böyle bir yalnızlıktan şikâyetçi idi. Yakında ve uzaklarda kendisine fikir arkadaşlığı edecek kimse bulamıyordu. Dolayısıyla kendi içine kapanarak feyyaz ruhunun ve cevval zekâsının sonsuz ufuklarında kendine teselli aramıştı.
Onun bu hâlini aşağıdaki Türkçe tercümesini verdiğim şiirleriyle kendisi tasvir ederek diyor ki:
“Zamanın ters, yarenliğin faydasız; her reisin bezgin ve her başın hasta olduğunu görünce; evime kapanıp şerefimi korumayı kâr bildim. Yanımda saklı duran ve avucumda ışıldayan hikmet şarabından içerim. Sofra arkadaşlarım mürekkep şişeleridir; sazım onların şakırtısıdır. Bu arada dünyadan göçmüş hikmet erbabının sohbetiyle neşelenirim.”
Mamafih Farabi’nin bu muhteşem yalnızlığında hayatını süsleyen başka güzellikler de vardı. Zengin ruhunun o semasında titreşen yıldızları, mistik bakışlarla seyreder; kâinatın ilâhî ahengini kendi icadı olan saz ve kanun telleri üzerinde konuşturur, yeşilliklerin taravetinde, çiçeklerin zarafetinde keşfettiği hikmetin esrarı karşısında mest olurdu…