Babasıyla annesinin vefatından sonra felâketler biribirini takibetmeye başlamıştı. Saskia'dan olan dört çocuğundan üçü de ölmüşler, yalnız en küçüğü kalmıştı. Bu uğursuz seneler zarfında karısını da kaybetmekte gecikmedi. Büsbütün yalnız kalan üstad, bazı talebelerinin de yavaş yavaş kendisinden uzaklaştığını görüyor ve için için üzülüyordu.
Nihayet iflası da baş göstermişti. Alacaklıların her taraftan sıkıştırması üzerine senelerdenberi o kadar ihtimamla topladığı antika eşyası, tabloları, mücevherleri, bütün kolleksiyonu müzayede suretiyle satıldı.
Rembrandt'ın bu senelerdeki feci vaziyetini anlamak için kendi tarafından yapılan portrelerini görmek kâfidir: Karısı ile yanyana olarak yaptığı portrelerdeki neşeli, süslü Rembrandt'ın yerini şimdi, yorgun çehreli, mühmel [bakımsız] kıyafetli, unutulmaya başlayan bir ressam almıştı. Koca dâhi son birkaç macera ve felâket daha gördükten sonra artık, gözlerini büsbütün kapayacaktı.
Bunlardan birisi o zaman daha bir yaşında olan çocuğuna bakması için yanına aldığı bir dulla aralarında geçen maceradır ki, Rembrandt'ın genç dula izdivaç vaadetmesi ve sonra sözünde durmaması birçok davalara sebebiyet vermiş, genç kadının deli olmasıyla nihayet bulmuştur.
Bu acı vakadan sonra ressamı bu sefer başka bir kadın, yine yanına aldığı bir hizmetçi teselli etti. Rembrandt'ın muhtelif vaziyetlerde resmini yaptığı bu cahil fakat iyi kalpli kadın, gerek kocasına ve gerek kocasının iki çocuğuna ve sonradan olan kendi kızlarına bakmak hususunda tam mânasıyla sevdiğinin bir kara gün dostu oldu. Lâkin o da çok yaşamadan 7 Ağustos 1661 tarihinde öldü. Büyük ressamın hayatının bu en acı zamanla-rında bile, sanatkâr kudretinin büsbütün kaybolmadığını, o zaman yaptığı "Çuhacılar Sendikası" ismindeki tablosu isbateder.
Gençliğinin ilk şöhreti olan