Edebitiyatral Hatıralar

Edebitiyatral Hatıralar
@Fevziteoman
ARŞİV
İlk kez uygulanan blue-box yöntemiyle Erol Günaydın, Dolmabahçe Stadı'nın üzerinden, elinde karpuz filesiyle uçuyor...
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
:D
- Bak o filmde de yolları kesmediler, trafiği serbest bıraktılar, kaza yaptık. Tepe taklak döndük, araba çarpıldı, bir tarafa devrildi. İçinden sağlam çıktık, sonra Münir'le gittik bir meyhanede, kutladık "ne güzel kaza yaptık" diye İki Kalas Bir Heves, s.265
:p
- Münir Özkul'la da İbiş Tiyatrosu'nda eğleniyordunuz. - Münir'le de eğleniyordum, Münir de çok eğleniyordu. Ama bazen unutuyor, "Ne diyecektim ben" diyordu. Münir'in unutkanlığı vardı. Nitekim beyinde damarları tıkandı, zayıfladı. Unutkanlığı olmasa o da eğlenceli, tadına varıyor. "Söylemeyeceğim lafımı" diyor. "Söyle ulan Münir" diyorum. "Söylemezsem ne yapacaksın" diyor. Böyle sahnede kah kah kah gülüp eğleniyor. Çünkü çocuk gibi oynuyor. O benimle oynuyor, ben onunla, güle eğlene oynuyoruz. İşin tadı da böyle çıkıyor, halk da gülüyor ona. İki Kalas Bir Heves, s.376
Rembrandt'ın Çileli Hayatı
Babasıyla annesinin vefatından sonra felâketler biribirini takibetmeye başlamıştı. Saskia'dan olan dört çocuğundan üçü de ölmüşler, yalnız en küçüğü kalmıştı. Bu uğursuz seneler zarfında karısını da kaybetmekte gecikmedi. Büsbütün yalnız kalan üstad, bazı talebelerinin de yavaş yavaş kendisinden uzaklaştığını görüyor ve için için üzülüyordu. Nihayet iflası da baş göstermişti. Alacaklıların her taraftan sıkıştırması üzerine senelerdenberi o kadar ihtimamla topladığı antika eşyası, tabloları, mücevherleri, bütün kolleksiyonu müzayede suretiyle satıldı. Rembrandt'ın bu senelerdeki feci vaziyetini anlamak için kendi tarafından yapılan portrelerini görmek kâfidir: Karısı ile yanyana olarak yaptığı portrelerdeki neşeli, süslü Rembrandt'ın yerini şimdi, yorgun çehreli, mühmel [bakımsız] kıyafetli, unutulmaya başlayan bir ressam almıştı. Koca dâhi son birkaç macera ve felâket daha gördükten sonra artık, gözlerini büsbütün kapayacaktı. Bunlardan birisi o zaman daha bir yaşında olan çocuğuna bakması için yanına aldığı bir dulla aralarında geçen maceradır ki, Rembrandt'ın genç dula izdivaç vaadetmesi ve sonra sözünde durmaması birçok davalara sebebiyet vermiş, genç kadının deli olmasıyla nihayet bulmuştur. Bu acı vakadan sonra ressamı bu sefer başka bir kadın, yine yanına aldığı bir hizmetçi teselli etti. Rembrandt'ın muhtelif vaziyetlerde resmini yaptığı bu cahil fakat iyi kalpli kadın, gerek kocasına ve gerek kocasının iki çocuğuna ve sonradan olan kendi kızlarına bakmak hususunda tam mânasıyla sevdiğinin bir kara gün dostu oldu. Lâkin o da çok yaşamadan 7 Ağustos 1661 tarihinde öldü. Büyük ressamın hayatının bu en acı zamanla-rında bile, sanatkâr kudretinin büsbütün kaybolmadığını, o zaman yaptığı "Çuhacılar Sendikası" ismindeki tablosu isbateder. Gençliğinin ilk şöhreti olan
Ziya Osman Saba, Kenan Hulusi'yi Anlatıyor
O da ceketinin sol üst cebinde bu süslü, kâh beyaz, kâh renkli mendillerden taşımaya ne kadar meraklı idi! Onları, boyunbağı değiştirir gibi, ne kadar sık değiştirirdi! Herhalde bu mendillerden kendisinde bir kolleksiyon vardı. Bizlere arasıra, Beyoğlu'nun filânca mağazasının camekânında gördüğü çok güzel bir mendilden bahseder, fakat çok pahalı olduğundan alamadığını ilave ederdi. Aklı günlerce o mendile takılır, nihayet aldıktan sonra rahatlardı. Onu Oscar Wilde'a benzetirdim. Gençlik çağlarının nesrinde de Oscar Wilde'ı hatırlatan bir tarafı vardı. Süslü, renkli, hayalli bir nesri. Belki de Oscar Wilde, ceket yakasının iliğinde, mevsimine göre değişen bir çiçek taşımış olduğu için onun da ceketinin cebinde bir mendil, kokusuz bir çiçek gibi açılırdı. Sonra, (saçlarının bir kısmını ortasından ayırmış, bir kısmını alnı üstüne bir ay sırtı gibi taramış, kesik saçlı, harikulāde güzel) kızlar! O zamanların 'alagarson' denilen saç modası. Böyle saçlı kızlardan ne çok bahsederdi. Galiba saçlarını bu şekilde tanzim etmekte olan bir kızı seviyordu. Yoksa, o kız da Edebiyat Fakültesi talebelerinden miydi? Daha sonra Meşale mecmu-asında çıkan bir nesir: "Öptükten Sonra". Acaba öptüğü hep o kız mı idi? Konuşanlar, Bir Hüzünle Sesinde, s.89