Edebitiyatral Hatıralar

Edebitiyatral Hatıralar
@Fevziteoman
ARŞİV
Vay be! Tebessüm ederek okudum.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"Tiyatroya girince okulu bırakmak zorunda kaldım. Orta ikiden terkim. Daha sonra Madam Olg'dan bale dersleri aldım. İyi bir balerindim bunu belirtmek isterim. 1982 yılında Şehir Tiyatrolarından emekli oldum. Aslında bu bir formalite emekliliğiydi. Yoksa benim tiyatrodan, sanattan kopmam söz konusu değildi. Ve olmadı da. Şimdi üç ayda elime 249 bin lira para geçiyor. Ben ölene değin çalışmak istiyorum. Ve yine diyorum. ki, inşallah sahnede ölürüm."
Atatürk Ümitsizliği Yenmiştir
HAYATTA birçok şeyler kaybedilir; fakat ümit kaybedildi mi, her şey kaybolmuş demektir. Gelecekten ümidi olmıyan insanlar hiçbir şey yapamazlar. Çünkü ümit zifiri karanlık içinde parlıyan bir ışıktır. İşık kayboldu mu, yürünemez; karanlığa teslim olmaktan başka çare yoktur. Türk milleti tarih içindeki asırlar süren yürüyüşünde, 1919 yılına geldiği zaman, bu ışığı kaybeder gibi olmuştu, Işık gene vardı ama, çok zayıftı ve onu her göz göremediği için, ümit tamamiyle kaybolmuş zannediliyordu. Atatürk Büyük Nutuk'unun başında o günlerde milletin içine düştüğü karanlığı şöyle anlatıyor: «Osmanlı devletinin dahil bulunduğu grup, Harbi Umumide mağlup olmuş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şeraiti ağır, bir mütoreke imzalatmış. Büyük harbin uzun seneleri zarfında, millet yorgun ve fakir bir halde. Millet ve memleketi Harbi Umumiye sevkedenler, kendi hayatları endişesine düşerek, memleketten firar etmişler. Saltanat ve hilâfet mevkiini işgal eden Vahidettin, mütereddi, şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahayyül ettiği denî tedbirler araştırmakta, Damat Ferit Paşanın riyasetindeki kabine, âciz, haysiyetsiz, cebin, yalnız Padişahın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını vikaye edebilecek her hangi bir vαziyete razı. «Ordunun elinden esliha ve cephanesi alınmış ve alınmakta...» Memleket işte böyle bir karanlık içine düşmüştü ve ümitlerini kaybeden insanlar teslim olmaya hazırlanıyorlardı. Atatürk 19 mayıs 1919 da ümidini kaybetmemiş yegâne insan olarak Samsuna çıkmıştır. Türk milletin kurtulma azminin zifiri karanlıklar içinde zayıf bir nokta gibi parlıyan ışığını, kendi içindeki ümit ışığiyle birleştirip gören ve ona doğru tereddütsüz yürümeye kalkan yegâne kudretli insan odur. Miliete bu ışığı gösteren ve Samsundan Anadoluya hitabederek Kalkın ey ehli
Bayan Sabiha, Oktay Rifat'ı Anlatıyor
Ankarada bulunduğum sırada, Oktay Rifatı yakalayıp da bir türlü randevu almam kabil olmadı. Zira ne zaman yazıhajesine telefon etsem (bu şairin aynı zamanda avukat olduğu malúm) «meşgul çıktı yahud hiç ses çıkmadı. İstanbula döndüğümde, Oktay Rifatın da buraya geldiğini öğrendim. Fakat bu sefer de adresini bulmak bir mesele oldu. Nihayet Yeditepes sahibi Hüsameddin Bozok. «Aşağı Yukarı şairinin adresini öğrenip bana mektubla bildirdi. Ben de bir sabah, resimcimizi alarak, Kuzguncuğa geçip, Oktay Rifatın kaldığı köşkün kapısını çaldım. Söz gelişi kapısını çaldım, dedim. Daha doğrusu açık olan kapıdan içeri girdim. Bahçede biraz ilerleyince, mutfakta bulunan esmer bir hanıma Oktay Rifatı görmek istediğimi söyledim, Mavi bluz, siyah etek ve kırmızı sandal giymiş olan esmer hanım, bizi serin misafir salonuna aldıktan sonra: - Bir dakika, kendisine haber vereyim, dedi. Ve biraz sonra İçeri, 40 yaşlarında, kumral, sportmen bir erkek girdi, Gelen Oktay Rifattı. Arzumu öğrenince: - Sizin işiniz ediblerin eşlerile, müsaade edin de eşimi çağırayım, diye dışarı çıktı. Kapımın önünde ufak bir fiskos ve hayret çığlığından sonra şair hayat arkadaşı ile birlikte içeri döndü. Meğer Oktay Rifatın eşi biraz evvel bizi salona alan esmer hanımmış. Tabii evvelă şundan bundan konuştuk. Söz evlenmelerine intikal edince Bayan Sabiha: - Eşimle Ankaradaki Karadeniz yüzme havuzunda tanıştık, dedi. Oktay Rifat, bu sözleri gülerek tasdik ettikten sonra, şunları ilave etti: - Sabihayı görür görmez onunla evlenmeğe karar verdim ve tanıştığımızın ikinci günü kendisine izdivaç teklif ettim, Düşünmesi için de kendisine 24 saat mühlet verdim. Bu müddet sonunda kabul ettiğini bildirdi. 3,5 ay nişanlı kaldık. Sonra 1945 yılımda evlendik. Oktay Rifat, bu malûmatı verirken içeri giren oğlu Samih (dör-ldüncü