Son problem dertsizlik. Milleti, insanlığı alâkadar eden "büyük meseleler" artık fertleri harekete geçirmiyor. İdealsiz hesapçılıkla iyi iş kotarabilir, fakat büyük organizasyonlar kuramayız!
Üçüncü problem özgüven eksikliği. Fikir üretmekte âciziz, özgün sözler söylemekten adeta korkuyoruz.
Dördüncü problem hareket eksikliği. Özgün fikirlerimiz olmasa da çok konuşuyor, az iş yapıyoruz. İş yapmak mesuliyet getiriyor. Bir bakıma mesuliyetten kaçıyoruz. Mesuliyet bir isyan ahlâkı ister.
İlk problem, düzen. Diyelim ki Fransa'dan otomobille çıktık yola; Almanya, Avusturya, Macaristan, Bulgaristan filan üzerinden Türkiye'ye geliyoruz. Yol boyunca Türk TIRları görüyoruz; hiç 70 km'den fazla hız yapan yok. Kapıkule'yi geçiyoruz, aynı TIRlar bu sefer 120 km'nin altına inmiyor ve fırsat buldukça en sol şeritte seyrediyorlar. Modern medeniyet bir otomobil medeniyetidir ve düzenin ana simgesi trafiktir. Trafikte düzen sağlayamamış bir ülkenin, meselâ siyasette düzen tutturması diye bir şey söz konusu olamaz.
İkinci problem hukuk. TIR sürücüsü sınır ötesinde niçin Türkiye'deki gibi davranamıyor? Çünkü ister komünist ister kapitalist olsun, o ülkelerde uyulması zorunlu hukuk kuralları var. Müeyyideler var. Kurallara uymayanlar vakit geçirilmeden cezalandırılır. Kaynağını hatırlamıyorum ama İlhanlılar dönemi İran şehirlerinin giriş/çıkışlarında üzerinde insan (maketi?) asılı darağaçları olurmuş. Yani bu beldede yasalara uymazsanız, başınıza gelecek olan budur manasına. Trafik işaretleri de Avrupa'da böyle algılanıyor. Park yapılmaması gereken yerde iki defa park eden arabanın sahibi önce doktor muayenesine gönderiliyor, sonra mahkemeye çıkarılıyor. Para cezası da cabası!