Bazen bir yağmur damlasının, bir çiçek yaprağının, bir rüzgâr perisinin bakışlarında buldum o mağrur, dimdik ve tavizsiz tavrını. Sesin bazen ıssız bir köşede yankılandı defalarca; yılmadan ve dikkatle dinledim seni.
Fevkaladeydin!
Nerdesin şimdi? Hangi tomurcukta, hangi iklimde ve mekânda? Bugün de mi dünde misin? Hayalde mi düşte misin? Dağlara bakıp seni hatırlıyorum, yollara bakıp seni... Dünyamı menekşe renginle bürüyüp kayıplara karışmasaydın, dağlar bana acıyarak bakmayacak, yollar gözümün yaşını silmeyecekti. Sana bir yabancı gibi uzaktan seslenmek yerine, yüreğimde ağırlayacaktım seni. Ah, bir kaldırabilseydim simsiyah perdeleri! Yolları yumak yumak sarabilseydim avuçlarımda... Dağları devirebilseydim! Hepsinden daha da önemlisi, çıkarabilseydim sırtımdan hicran gömleğini. Vuslatı yudumlayabilseydim!
Ah, ah!