Her şey bir keşmekeşten ibaretti. İnsanoğlu süslü olduğunu sandığı küçücük bir dünyaya sıkışmış, aslında içindeki boşluğu unutmak için kendisini avutuyordu.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“…Zaman, serum şişesine benzeyen ömrümün dudaklarından damla damla süzülüyor; en son damlanın, zavallı bedenimi ebedi bir yalnızlığa terk edeceğini biliyorum.”
Her geçen gün, yeni bir hüzün, problem, sıkıntı ve hayata karşı yeni bir bıkkınlık yüklerdi omuzlarına. Sonra yeni bir ümit! Adımlar ve hüsran! Ardından bir ümit daha… Bu böylece sürüp giderdi. Eğer içinde, yaşama arzusu ağır basmasaydı ve ölümden korkmasaydı, şimdiye değin çoktan intihar etmişti.
“Evet.” dedi Mehmet Fuat. En büyük yanlışımız bu. Bizden birçok yönüyle farklı insanlar için dikilmiş elbiseleri zorla giymeye uğraşıyoruz. Elbise bedenimize uymayınca da, yarı giyinik yarı çıplak medenîleştiğimizi sanıyoruz. Elbisenin giyebildiğimiz kısmının bizi ne gülünç bir hâle getirdiğini göremiyoruz. Ruhumuzu ve bedenimizi yüzyıllarca korumuş ve sonsuza kadar da koruyacak olan pırıl pırıl “İslâm” elbisesini, ruhen körleştirildiğimizden dolayı eski bir parça zannederek kaldırıp tozlu bir köşeye koymuşuz. Gözlerimiz hep karanlıklara doğru baktıkça; tozlar içinde ama tazeliğinden parlaklığından hiçbir şey kaybetmemiş bu mukaddes ruh ve beden elbisesini giymedikçe, gülünç ve acınacak durumumuz devam edecektir. Millet olarak, kendi kendimizin katiliyiz biz! Bizden hiçbir zaman güçlü olamayacak bir cellât, bütün varlığımızı yaka paça idam sehpasına sürüklüyor da, hiçbirimizin kılı kıpırdamıyor. Bu nedenle kendi kendimizin katiliyiz ve acılar içinde kıvranıyoruz.”