*BENLİK AVCILARI ÜZERİNE*
Avrupalılar herhalde bu kitabın türü için distopya ile ütopya arasında bir terkip olduğu kanaatine varırdı.
#Kitap sade, anlaşılır ve sarih bir dilde yazılmış olup herkesin kolayca anlayacağı ve olay örgüsü içerisinde bir anda sarmalanıp elinden düşürmeyeceği bir eser meydana getirmiş sevgili müellif.
#Girizgah olarak kitap bizleri *Ben Kimim?* gibi insanlık tarihi kadar eski kadim bir soru ile karşılıyor. Bu soruyu bu yüzyıl içerisinde o denli basite indirgetik ki artık büyük çoğunluğun kendine bu soruyu sorduğunu sanmıyorum. Mamafih bu soru bizleri üzerinde derin ve engin bir şekilde düşünmeye sevk ederken ilk aşamada cevabının müphemliği karşısında Ademoğlunu afallatiyor! Yine girizgahta mezarlık sahnesine gelince akıllar Shakespeare'nin *Hamlet* ile Charles Dickens'ın *İki Şehrin Hikayesi* isimli eserlerindeki mezarlık sahnelerine gitmeden edemiyoruz.
#Kitabın muhteva olarak okyanuslarına daldığımız da; teşbihlerde ki örtüşmenin gayet oturaklı, yerli yerinde ve müellifin ilk kitabındaki üslubunu da bu kitapta sürdürdüğünü görüyoruz. Geleneksel ve folklorik özelliklerini kitabın olağan akışına ve muvazenesine oturtmuş. Olay örgüsünde yazarın hiperaktif zekasının vakar halleri ile inanılmaz bir anaforun muntazam döngüsüne şahitlik ediyoruz.
# Yine kitabın majör karakterlerinden Zümra nineyi ele aldığımızda bu ülkenin topraklarının kendi rengini, kokusunu ve temaşasını karakterde bütün bir hale getirmiş ki baştan aşağı Anadolu desek yeridir bu çelebi hanımefendi için. Bunu bizlere layıkıyla iletebilmek mahir bir müellifin becerisiyle ancak mümkün olurdu ki bunu başardığını düşünüyorum.Tabi bir de bizlere karakterlerin içinde bulunduğu haleti ruhiyeyi samimi bir ortam içerisinde sunabilme becerisini de unutmamak gerek.
# Bir pasajda(syf.105)
Bütün Batılılar, hain oldukları için mi bu kadar çiğ gerçekciydiler, yoksa bu kadar çiğ gerçekçi olduklarından mı bir yerde, ister istemez hain, kaba, bencildiler?