Her birimiz, belirli değerleri ve kuralları olan, kendine has bir ekonomik ve siyasi sistemle idare edilen belirli bir tarihsel gercekliğe doğariz. Bu durumun doğal, sabit ve engellenemez olduğunu
düșünerek, bu gerçekliği olduğu gibi kabul ederiz. Dünyamızn bir dizi rastlantı sonucu ortaya çıkmıs bir olayla meydana geldiğini,
tarihin sadece teknoloji, siyaset ve toplumla değil, aynı zamanda dusüncelerimiz, korkularımız ve rüyalarımızla sekillendiğini unuturuz.
Geçmişin soğuk eli, atalarımızın mezarından çıkıp boğazımıza sarılarak bakışımızı tek bir geleceğe yönlendirir. Doğduğumuz andan itibaren hissettiğimiz o el yüzünden, bunu varoluşumuzun doğal ve kaçılmaz bir parçası sanıriz. Bu nedenle nadiren kendimizi sarsip ozgur kilarak baska gelecekler tasavvur ederiz.