Buram buram sanat!
52 sanat eserini Paris'in 3 meşhur müzesi boyunca gezerek anlatan bir dede ve bu yolculuğa vesile olan bir kızın nefis hikâyesi... Sanat alanında kendimi geliştirmek istediğim için yeni çıkan bu kitabı heyecanla alıp okumaya başlamıştım. Eserleri sindirmek için yavaş yavaş okuyordum. Ne var ki bu okuma fazlaca uzun zaman aldı. Şikayetçi değildim ama bu durum bütünlüğe zarar veriyordu. İlerledikçe kitabın keyfini çıkarmayı, okumanın değil hazmetmenin yavaş olması gerektiğini anladım. Hayatı yavaş yavaş anlıyoruz, bize öğretilenleri değil. Çünkü her şey hayatın içinde.
Mona, bir görme problemiyle karşı karşıya kalır. Annesiyle doktor doktor gezip tıbbi bir çare ararken dedesinin de bir fikri vardır. Bu arayışlar bizi çeşitli sonuçlarla karşılar, evet. Fakat, aynı zamanda, gizemler, yalanlar, saklı kalmış gerçeklerle de karşılaştırır. Derin bir hikâye üzerinden sanatın hayata etkisinin bir bakışını görürüz.
Kendi hislerimle alakalı olarak şunları söyleyebilirim : bu kitabı çok seviyor olmama rağmen onun doğası, onunla sevgi bağını üst düzeyde kurmama engel oluyor. Bir sanat kitabı, ki bence sanat eseri, olarak hayranlık uyandırıcı. Ona hakkını vermek ve onu her şeyin önüne koymak istiyorsunuz. Ama sanat özgürdür. Sizin, ve benim, sevgimle bağlanamaz. Bu yüzden, kullanabileceğim en iyi tarif ona hayran olduğumu söylemek olacaktır.