Bu ülkenin bütün ırklarını, tek ırk, tek kalp, tek insan haline getiren İslamiyet olmuş. Biyolojik bir vahdet değil bu. Ne kanla ilgisi var, ne kafatasıyla. Vahdetlerin en büyüğü, en mukaddesi. İster siyah derili, ister sarı, inananlar kardeştir. Aynı şeyleri sevmek, aynı şeyler için yaşamak ve ölmek Türk'ü, Arap'ı, Arnavut'u düğüne koşar gibi gazaya koşturan bir inanç: gazaya, yani irşada. Altı yüzyıl beraber ağlayıp beraber gülmek. Sonra bu muhteşem rüyayı korkunç bir kabusa kalbeden meşüm bir salgın: Maddecilik. Tarihin dışına çıkan Anadolu, tarihin ve hayatın. Heyhat, bu çöküşte kıyametlerin ihtişamı da yok, şiirsiz ve şikayetsiz.
Ne eksik, ne fazla… Her satırı altı çizilesi.
Bu eser, tam anlamıyla diriliş kitabı,
İslam'ın dirilişi...
.
.
.
•Mekanın cennet olsun üstad'
Sezai Karakoçİslâmın Dirilişi
İslâma olan aşkımızı yitirdik. Düşünme bağımsızlığımızı yitirdik. Zekâmızı kör bir ezbercilik batağına sapladık. Değer hükümlerimizi bir misyoner mantığının ağına taktık. Klasik kültürümüzü müsteşriklerin yorumuna ısmarladık. Hafıza, ancak tarihin mirasını canlı tutmak için gerekli iken, batı kültürünün deşeleriyle doldu. Üniversiteler, bağımsız düşünce ve kendi kültürümüzü araştırma ve kurma merkezleri olacağına, yabancı misafir profesörlerin sürekli konferans ve seminer müesseseleri haline geldi. Ve misafir yerlileşti, evin sahibi oldu. Evin sahibi uzun bir yolculuğa çıktı. Acaba ne vakit dönecek dersiniz?
"Bir memleketi içerden yıkmanın yolu, her kafadan bir ses çıkmasını sağlamaktır. Bu sayede, cahil cühelanın gürültüsü arasında, âlim ve ârif insanların sözü duyulmaz olur."