Süheyla Kanyılmaz

Süheyla Kanyılmaz
‘Ölüm ne garip, çakıl taşıyla, dalından düşmüş meyveyle eşitliyor insanı.’
Sayfa 256·Kitabı okudu
Reklam
"Kızım da vakti geldiğinde aynı acıyı mı çekecek?" Kadınların hem doğa hem de insan toplulukları tarafından daha fazla acı çekmeye mahkûm edilişini anlamıyordu. Büyük bir haksızlık vardı bu konuda, evrensel bir adaletsizlik, doğanın kendisinde. Toplumsal eşitsizliğin ötesinde, doğa da böyle kurgulamıştı sanki, acı bir oyun gibi, her sahnesi işkence, her perdesi kan. Bebeği karnında taşımak, bulantılar, ağrılar; doğum sırasında atlatılan tehlikeler, sancılar; sonra emzirme, besleme, her ay katlanılan aybaşı ağrıları; ömür boyu ev işi yapma zorunluluğu; genellikle kadından üstün olduğuna inandırılarak büyüyen bir erkeğe katlanma, hatta ona kendini çok zeki hissettirme görevi; çapkınlığın erkekte marifet, kadında ahlaksızlık sayılması; tek tanrılı dinlerin kadın düşmanlığı... Bütün bunlar Selim'in zihninde bir isyana sebep oluyordu.
Sayfa 21·Kitabı okudu
Çünkü onlar bizim insan olmanın ayıbıyla baş edemediğimizi anlamayan, utanmayı unutanlardır...
Arzu
“Tenimin içinde gizli bir tel vardı. Dokundukça kıpraşan, titremeyi, ürpermeyi seven... O kopmuş. Yanlış temas kadar dokunulmazlık da attırıyor demek ki sigortaları. Bütün çehreler kirece çalıyor, bütün gülümseyişler çok çiğnenmiş sakız gibi, çürüyüveriyor birden. Birden değil belki de, yavaş yavaş oluyor. Yavaşça olan her şey gibi sana aniden koyuyor. Göğsünün tam ortasına gelip kuruluyor. Bir ayı çöktü diyorsun anlatırken, kalkmıyor. Öyle bir ağırlık, öyle bir hantallık. Sen kendini şurdan şuraya kaldıramazken, kimi kıpırdatacak da kaldıracak, şahlandıracaksın yerinden.”
Sayfa 129·Kitabı okudu
“Bundan sonra gelecek hiçbir şey o kadar da zor olmayacak. O sarsıcı sürece katlandığın için diğer her şeyin üstesinden gelebileceksin.”
Reklam