Anlardan ibaretti hayat. Bir şeylerin yer değiştirdiği, yitirildiği, farkına varıldığı, unutulduğu anlardan ibaret. Diğer sonsuz anların belki hiç kıymeti yok. Ama bazı anlar gözle görülecek, elle tutulacak, koklanacak kadar keskin.
Kendime bir türlü anlatamadım. Anlamadı kalın kafam. Ne desem olmadı. Özlemek çok garip bir duygu. Çok çılgın. Çok acıklı. Çok yoğun, çilek reçeli gibi koyu. Ateş ne kadar çoksa o kadar yapışkan.
Ne kadar inkâr etmek istesek de hakikat çok keskin, tartışılmaz ve yok sayılamaz olabiliyor. Çok acımasız. Ben böyle acımasızlık görmedim. O yüzden inkâr ettim. Bir kalbim olduğunu.
İnsan hayatta kalabilmek için bir şeylere, iyi bildiği şeylere tutunmak zorunda. Kendi gerçekliği içinde tutarlı kalmalı tutunarak. Bir kez dağılırsa, hakikat parçalanırsa... Tutunduğumuz elimizden gidince inkâr ediyoruz hakikati.
İnsan sadece kendi olmalıdır. Kendi denilen şey neyse o. Sınırları vardır, bir ara çizer insan, yürüdüğü yollar boyunca çizer, tanıdığı insanlara baka baka, yaşadıklarından anladığıyla, aynaya baktığında gördüğüyle çizer insan, birtakım dallara taşlara, çalılara takılır yol boyunca ve her bir çizik yara bereyle kendinin tarifini çizer derisine.