Kitabın adı tüm kitabı özetliyor. Az düşün uzun yaşa. Ekstra bir şey yok. Sürekli kendini tekrar ediyor. Az düşün ama nasıl? Düşüncelerini bastırma, düşüncelerinden kaçınma ama az düşün. Peki.
Üçte birlik kısmını okuyup neden bu kadar övüldüğünü asla anlayamadığım bir kitap. İlerleyen sayfalara da bir göz attım, ilgimi çekmedi. Başladığım bir kitabı sırf bitirmek için devam etmeye çalışmak zaman kaybı, okunacak bir sürü güzel kitap varken.
Basılı kitabı okuyarak başladım, bir yerden sonra Storytel üzerinden dinleyerek bitirdim. Hız ayarını x2 yapmıştım, ama bazı yerlerde o kadar sıktı ki x3 falan olsa keşke dedim.
Hele o nasıl saçma bir finaldir arkadaş. Ters köşe yapıp okuru şaşırtmaya çalışmış yazar ama hiç olmamış. Şaşırmayı bırak, hadi artık bu saçmalık ne zaman bitecek diye habire kalan dakikaları kontrol ede ede bitirdim.
Zamanımı boşa harcadım diyemem çünkü bir yandan günlük işlerimi yapıyordum zaten, ama yazılı hali ile devam etmemişim iyi ki dedim.
Yazarın diğer kitapları da bunun gibiyse bir daha okumayacağım bir yazar kendisi.
Güzel başlayıp ilk yarıya kadar merak uyandıran kitap özellikle son 3'te 1'lik kısımda saçma sapan olaylar döngüsüne girdi. Son sayfalarda bir ters köşe hamlesi varsa da bazı şeyler kadar çok tekrarlandı ki olayın hiçbir sürprizi kalmadı.
Aynı cümlelerin defalarca tekrarlanışı, habire karar değiştiren ve daha tanışalı belki 24 saat olmamışken aşık olup(!) birbirlerinin kucağına atlayan karakterler (aşk olduğuna emin misiniz şehvet olmasın o), saçma salak mantık hataları. Mesela 2 FBI ajanı ve 1 polis memurunun olduğu uçakta onlar adamı etkisiz hale getiremezken suçluyu 14 yaşında bir çocuğun rastgele bir atış yaptığı halde tam da göğsünün ortasından vurabilmesi. Hah.
Bu kitaptan çerezlik bir amerikan filmi olurmuş ama bak. Önce güzel bir giriş, sonra 2-3 sahnede bir +18 içerik, arada saçma kahramanlıklar, sanki özlü sözmüş gibi söylenen ama bir mantığı ve temeli olmayan laf salataları, biraz lgbt, aksiyon olsun diye bir kaç gangster, arkaya hızlı bir müzik ve kapanış.
Sonuç, değerli vaktinizi daha iyi kitaplarla değerlendirin derim.
Mekan küçük bir İtalyan köyü olan Sostigno.
Kahramanlarımız yılda iki kere Sostigno ve Testagno köyleri arasında gidip gelen köy halkı ve bu köyün öğretmen çifti olan Saponaralar.
Köy açıklanamaz bir biçimde taşlarla doluyor; tarlalarda, evlerde, her yerdeler. Kâh bir evin odasını (Saponara çiftinin oturma odaları) dolduruyorlar, kâh yoldaki insanların kafalarına atıyorlar kendilerini, kâh Testagno'da dağdan çığ gibi iniyorlar çayırda otlayan hayvanların üzerine.
Köylüler ve çevreden gelen meraklı/şüpheci/gösterişçi insanlar olayın sırrını kendilerince çözmeye çalışıyorlar. Ancak onlar gibi biz okurlar da son sayfaya kadar gerçek sebebi öğrenemiyoruz. Açıkçası konunun böyle gizemli bırakılmış olması benim daha çok hoşuma gitti. Sırrı açıklanan sihirbazlık gösterilerinin artık bir değerinin kalmaması gibi Sostigno halkının yaşadığı bu olay bilimsel bir temele dayanıyor olsaydı kitabı bu kadar sevmezdim sanırım. Olay örgüsü, karakterlerin ve yaşadıklarının sıkıcı olmadan tanıtılması, anlatım şekli vs çok hoşuma gitti.
NOT: Sonunda varılan noktadan ziyade yolculuğun kendisini seviyorsanız, herşeyin mutlaka elle tutulur bir sebebi olması gerekmediğini düşünüyorsanız ve Dino Buzzati okuyup sevmişseniz emin olun bu kitabı da seveceksiniz.