Bu sevimli kız çocuğu da kimdi böyle? Burada ne işi vardı? Oldukça korkmuş ve üşümüş görünüyordu… Yoksa tüm geceyi burada mı geçirmişti?
“Merhaba ufaklık” dedi yumuşak bir ses tonuyla… “Annen nerede senin?”
Mui daha önce hiç duymadığı bu dili anlayabiliyordu lakin cevap vermekten çekiniyordu.
Macit efendi saçlarını okşadı küçük Mui’nin … Daha önce hiç sahip olmadığı evlat, hatta torun sevgisini yaşadı içinde. Küçük kızdan cevap alamayınca kendini tanıttı.
“Korkmana gerek yok evlat, benim adım Macit. Senin adın ne?”
Mui sevmişti Macit efendiyi, güler yüzü ısıtmıştı tüm kalbini. Cevap vermese de gülümseyerek elini uzattı.
“Kendini iyi hissedene kadar bizim eve gelmeye ne dersin? Hem aileni de buluruz…”
Macit efendinin teklifini başıyla onayladı Mui. Zaten ona anlatılanlara göre, takip etmeliydi karşısına çıkan ilk kişiyi… El ele tutuşup eve doğru ilerlerken düşündü; onun evi çoookk uzaklarda kalmıştı, hem buraya geri dönmek için gönderilmemişti. Önemli bir görev üstlenmişti. Yaşından büyük bir işe talip olmuştu. Acaba bir gün annesini tekrar görebilir miydi?
-
Burnunda bir ıslaklık hisseden Jero gözlerini açtığında yavru bir köpekle karşılaştı. Köpek iyice uyanan kadar Jeroyla oynamaya devam etti. Ayıkıp etrafını inceleyen Jero, kocaman bir çarşının içinde olduğunu anladı. Şaşırmıştı. Yaşlı kurdun onu daha heyecan verici bir yere göndermesini bekliyordu. Sadece macera olsun diye kabul etmişti bu görevi. Aslında sınava da arkadaşlarını yenmek ve en güçlü olduğunu göstermek için katılmıştı. Senelerdir bu görev için yetiştirdiğini söyleseler de; Oba’sını dolayısıyla tüm Dünya’yı kurtarma gibi bir hedefi yoktu…
Çevresine bakındı, Mui nereye gönderilmişti acaba? Şuan olduğu yerden daha konforlu olduğuna adı gibi emindi… Üzeri tozlanmıştı. “Şu baharat çuvalları daha rahat olsa biraz daha uyurdum.” Diye geçirdi içinden. Uzandığı yerden kalktı. Sonunu göremediği çarşının içinde ilerlemeye başladı. Ortalıkta avlayacak bir hayvan olmadığına göre karnını doyurmak için takas edecek bir şeylere ihtiyacı vardı.
Üzerini yokladı. Boynundaki madalyonun gittiğini fark etti. Cebinde de bir şeyler vardı sanki. Ah… İşte Yaşlı kurdun madalyon ile birlikte verdiği taşlar!
Sapanını da yanına almak için ısrar etmişti lakin yaşlı kurt tüm ihtiyacını bu taşların karşılayacağını söylemişti… Geri dönmesini de bu taşlar sağlayacaktı. Belki taşlardan kurtulsa geri dönebilirdi. Avucuna aldığı taşlara baktı. Pekte değerli görünmüyorlardı. sadece üzerine işlenmiş hayvan ve insan şekilleri vardı. Takas etmeye kalksa muhtemelen karşılığında iki elma dahi alamazdı… Denedi, gerçekten de kimse karşılığında bir şeyler vermeye yanaşmıyordu. Açlık iyiden iyiye sinirini bozmaya başlamıştı. Uyandığından beri ayağına dolanan köpekte bir türlü gitmek bilmiyordu.
“Ah yaşlı kurt, bizi taaa nerelere gönderiyorsun. Aç bırakıyorsun!” diye söylendi.
Biraz ilerideki nehri gördü. “Yemek bulabilirim” umuduyla yürümeye başladı. Nehrin etrafı yıkanan ve bir şeyler yıkayan insanlarla doluydu. Tabii suyla oynayan çocuklar da vardı. Onların yanına gitmeyi düşündü önce, sonra vazgeçti. Pek arkadaş canlısı olduğu söylenemezdi. Kabilesinde onlarca güler yüzlü, sorumluluk sahibi çocuk varken neden onu seçmişlerdi ki? Ardından üzülecek bir annesi olmadığı için mi? Yoksa babası kayıplara karışan tek çocuk olduğu için mi? Akan birkaç damla gözyaşını hemen sildi. Cebinden çıkarttığı taşları öfkeyle sıktı. Bir nehre, birde avcundaki taşlara bakıyordu. Yavru köpek, Jero’nun ne yapacağını sanki anlamış gibi havlamaya başladı. Bir şeyler söylemeye çalışıyordu, uyarmaya... Başarılı olamadı... Jero taşları tek tek nehre fırlattı.
Sonuncu taş da suyun üzerinde birkaç defa sektikten sonra suların arasında kayboldu. Jero omzunda bir el hissetti. Kendinden 5-6 yaş büyük olduğu anlaşılan biri vardı yanında… O da nehre bakıyordu.
- Güzel taş sektiriyorsun. Peki beni geçebilir misin?
Ters ters baktı Jero. Bir bu eksikti! Cevap vermeden arkasını döndü. Omzundaki el, gitmesine engel oldu.
- Büyüklerinin sorularını cevaplaman gerektiğini sana öğretmediler mi küçük Jero?
- S..en… Adımı nereden biliyorsun?
- Yaşlı kurdun seçilmiş öğrencilerini kim tanımaz?
Bir iken iki oldular… Jero karşısındaki gençlerin konuşmalarından, gülüşlerinden rahatsız olmuştu. Onlarda, onu tedirgin edici bir şeyler vardı.
- Ahh… Hatırlar mısın Abgi… Bizde bir zamanlar böyleydik.
- Unutur muyum hiç, o günlerin acısını hala yaşıyorum!
- Şimdiii… Küçük Jero’yla işimizi burada mı halletsek yoksa…
- Bence bir misafir edelim. Uuzuuun yoldan geldi sonuçta!
İçinden bir ses Jero’ya tehlikede olduğunu söylüyordu. Kaçmayı düşündü. Hayır, şimdi kaçmaya kalkışsa hemen yakalanırdı. Yabancılarla birlikte yürümeye başladı. Çarşının önünden geçene kadar bekledi. Hazır olduğunu hissettiği an arkasına bakmadan koşmaya başladı. Kalabalığın arasına karışıp kurtulmayı ümit ediyordu.