Goldziher birçok Müslüman alimin yapamadığı bir dikkatle çalışarak analitik bir incelemeyle takdire şayan bir eseri daha bizlere hediye etmiş. Eserde, Hz. Peygamber'in aldığı vahyin beşeriliği ve Kur'an'a dair Hz. Peygamber sonrasında uydurulan ayetler olduğunu söylemesi ve mushaf tarihinin verilerini oryantalist mentaliteye uygun olarak yorumlaması dışında eleştirilecek değil, teşekkür edilecek taraflar mevcuttur.
Eser İslam Tarihine yönelil ciddi bir çalışmayı ifade etmektedir. Bu çalışma İslam öncesi Cahiliye, İslam'i dönem; Hz. Peygamber ve sonrası ile kendi yaşadığı yirminci yüzyıla kadar Arap ahlaki yapısına dair bazı konuları derinlemesine incelemektedir.
Öncelikle Arap mürüvveti olarak isimlendirdiği Arap ahlaki karakteristik yapısını ve İslam'ın bu fazilet yaşamına dair getirdiği kural ve yasakları incelemekte, sonra Arap kabileciliğini ve İslami dönemde Cahiliye üzerine devam eden kabile çatışmalarını konu almakta ve ardından konuyla ilişkili olarak Arap ve Acem konusuna değinmektedir. Nitekim kabile savaşları fütühat ve yeni ırklarla birlikte Mevali üzerine yoğunlaşmaktadır. Arab hakimiyetinin zayıflaması ile ilişkili olarak son olarak Şu'ubiyye haraketine yer vermekte ve konuyu etraflıca örnekleriyle birlikte değerlendirmektedir. Bölümlerin ardından Cahiliye okumalarından aldığı birkaç notu da paylaşmaktadır.
Eserin okunmasını tavsiye ederim. Fakat belirli bir bilgi birikimine sahip kimseler için yararlı olacağını düşünmekteyim. İlahiyat mezunu kimseler büyük fayda elde edeceklerdir. Öncesinde iyi bir İslam tarirhi okuması yapılması güzel olacaktır.
Merhaba zamanın kızı. Bu kitabı okusam bana ne gibi artıları olur? Entelektüel hayatıma katkısı olur mu? Otto’da bu zatın üç kitabı set halinde yüzde elli indirime girmiş alıp almamakta kararsız kaldım. Rudi paret ve iki tane daha müsteşrik ile beraber setleri de var. Ne dersiniz?
"... Bilesiniz ki, buluşacağımız yer, Kevser Havuzu kenarıdır. Her kim yarın orada benimle buluşmak isterse elini ve dilini menhiyyâttan uzak tutsun." (Hz.Muhammed s.a.v)
Evet, sığ bir felsefe bilgisi insani tanrıtanımazlığa yöneltir, ama derin bir bilgi de gelir en sonunda dine dayanır; çünkü insan kafası olayları dağınık olarak tek tek incelediği zaman çoğunlukla ikinci derecede şeylere saplanır kalır ilerleyemez, ama ayrı durumları birbirine geçmiş halkalardan oluşan bir bütün içinde görürse, ister istemez her şeye yeterli bir Tanrının varlığına inanır.